Son Yazılar

9 Eylül 2021 Perşembe

İşgücünün Yeni Tehdidi: Tesla Bot

Geçtiğimiz günlerde yapılan bir etkinlikte yer alan Elon Musk, Tesla'nın yeni bir ürününü tanıttı. Hepimizin bildiği üzere Tesla, şu anda dünya üzerinde elektrikli otomobiller konusunda çığır açan ve sektöre liderlik eden bir şirket... Ürettiği otomobillerdeki otomatik pilot özelliği ise özellikle Amerika'da oldukça popüler konumda.

tesla-bot

Elon Musk son zamanlarda sürekli olarak SpaceX projesi ile gündeme gelse de geçtiğimiz günlerde katıldığı bir etkinlikte Tesla'nın yeni ürünü olan Tesla Bot'u tanıttı. Peki nedir bu Tesla Bot? Tesla Bot, belki "I am Robot" filminden de hatırlayabileceğiniz gibi ev işleri ve basit işlerde yardımcı olması amacıyla üretilmiş bir robot. Özellikle filmi hatırlayanların aklına ya bu robotta filmdeki gibi cinayet işlemeye kalkarsa diye düşünebilirsiniz. Öncelikle Elon Musk, bu konuyla alakalı tüm önlemleri aldıklarını açıklamış. Saatte 5km'den fazla hızlı olamayacak, anlık olarak kapatma imkanı sunulacak gibi birtakım önlemler alınmış durumda.

Peki bu Tesla Bot işgücü açısından ne gibi sorunlar ya da çözümler ortaya çıkarıyor bir göz atalım isterseniz. Aslında bir işletmeci olarak düşünüldüğünde basit birtakım işler için (eşya/ürün taşınması, hammaliye işleri, restaurantlar için garsonluk, hizmet sektörü için müşteri ilişkileri ya da halkla ilişkiler gibi) son derece kolaylaştırıcı bir ürün olarak karşımıza çıkıyor. İşletme ve müşteri arasında köprü vazifesi görebilecek bir ürün olan bu Tesla Bot'ların çalışma presipleri ve çalışma alanları da oldukça genişletilebilir. Örneğin, ülkemizde çok yaygın olmayan ancak özellikle Amerika, Avsutralya gibi ülkelerde oldukça yaygın olan evcil hayvan gezdirme işleri ya da yemek sipariş teslimatları gibi işlerde son derece kullanışlı olacağı kanaatindeyim. Ülkemizdeki Getir gibi Uber Eats şeklindeki kuruluşlar maliyetleri azaltmak için bu ürünü test edeceklerdir. 

Bu durum bu alanda çalışan vasıfsız işgücü olarak nitelendirebileceğimiz herhangi bir beceri ya da eğitim gerektirmeyen işkollarında çalışan insanlar için yeni bir tehdit olarak görülebilir. Bununla ilgili olarak Elon Musk ise çözüm niteliğinde olabilecek bir öneri sunuyor: Vatandaşlık Maaşı... Yani her insana vatandaş oldukları devletlerden ödenecek ve temel yaşam masraflarını karşılayabilecekleri bir maaşın ödenmesi. Peki sadece bir hastalıkla bile son derece derin bir şekilde sarsılan dünya ekonomisi bunu kaldırabilecek mi? Bu vatandaşlık maaşı uygulamasının dünya üzerindeki tüm devletler tarafından uygulanabilecek mi? İnsanlar arasındaki eşitliklerin sağlanması konusunda vatandaşlık maaşı yeterli olacak mı? Daha bu konuyla alakalı sorulabilecek birçok soru dururken Tesla Bot'a çözüm olarak üretilebilecek farklı yollarında olabileceği düşüncesindeyim.

18 Ağustos 2021 Çarşamba

Yeni Bir Gelir Kaynağı: Twitter

Bildiğiniz üzere Twitter, mikro blog olarak adlandırdığımız ve temelde sms kullanımını ilham alarak ortaya çıkan bir sosyal medya platformu. Şu anda hali hazırda dünya genelinde 340 milyon üyesi bulunan bu platform artık içerik üreticiler ve fenomenler için yeni bir gelir kaynağı haline gelmek üzere. Super Follows özelliğini çok önceden duyuran Twitter, bu özellikle birlikte YouTube'da hali hazırda uygulanan Katıl butonunu örnek almış diyebiliriz. 18 yaşından büyük, en az 1000 takipçisi olan hesaplarda menüdeki Para Kazan butonu ile erişilebilen özellik için son 30 içinde en az 25 tweet atmış olmalısınız. Kısacası aktifliğinizi kanıtlamalısınız.

 

twitter-spaces-super-follows

Bunun yanısıra Club House'un ortaya çıkardığı sesli konferans özelliğini Spaces adıyla kendisine entegre eden Twitter, buradan da yeni bir gelir modeli oluşturuyor. Artık burada yapılacak sesli konferanslarda bilet satışı yapılabilecek. Özellikle bilet fiyatlarının uygun bir seviye de tutulması ve konuşmacıların ilgi çekici olması ile özellikle pandemi döneminde kendi ilgi alanında bilgi almak isteyen kullanıcılar için gayet kullanışlı bir özellik olabilir.

Ayrıca Facebook gibi alışveriş sekmesini de denemeye alan Twitter, özellikle gelir modelleri konusunda son dönemlerde büyük bir atılım yapmaya başladığını görüyoruz. Aslında geç kalınmış bir hamle mi yoksa yapılmaması gereken bir durum mu emin olamıyorum. Ancak pandemi süreci içerisinde kullanıcıyı kendine sadık hale getirmek ve ondan olabildiğince faydalanmak sosyal ağların temel prensibidir. Kullanıcıların yaptıkları her hareketi takip etmek ve bu hareket doğrultusunda özellikler geliştirmek ya da entegre etmek, sosyal ağların bu piyasada tutunmalarını sağlayacak yegane şeydir.

13 Ağustos 2021 Cuma

Yerli Sosyal Ağlarda Eski Ama Yeni Bir Girişim: Yaay

Daha önceki yazılarımda sürekli yerli sosyal ağ platformlarından, gelişimlerinden ve bunların eksikliklerinden sık sık bahsettim. Aslında ülkemizde yerli bir sosyal ağın nasıl olması gerektiği ve yerli sosyal ağ mantığının neden hep eksik kaldığını az çok hepimiz biliyoruz. Yetersiz reklam bütçeleri, yatırımcı desteklerinin az olması, melek yatırımcı dediğimiz konuların ne yazık ki ülkemizde çok fazla işleyen bir mekanizma olmaması gibi nedenler hep karşımıza çıkıyor. Daha öncesinde yapılmış birçok projenin tekrar etmesi de bu konuda yapılan hatalardan birtanesi...

Yaay

 

Daha önce karşımıza çıkan projelerden birtanesi olan Yazbee'de ne yazık ki benzer nedenlerden dolayı tutunamamış ve kapanmıştı. Arkasında teknoloji alanında ülkemizdeki önde gelen firmalardan biri yer alsa da yetersiz kaynak sebebiyle altyapı maliyetlerini karşılayamamış ve borçlarına istinaden projeye el konulmuştu. Şimdi ise projeye el koyan Türk Telekom bu projeyi kendi bünyesinde Yaay adıyla yeniden hayata geçirdi. Yazbee'nin tüm özelliklerini aynen olduğu gibi elinde tutarak sadece renk değişimi ile yeniden alan Türk Telekom'un bu iş öyle çok büyük bir bütçe ayırdığını düşünmüyorum. Ancak ülkemizin en büyük şirketlerinden birinin bu konuda atılım yapmasının yararlı olduğunu görüyorum. En azından Yaay, altyapı konusunda ve reklam konusunda diğer oluşturulan projelere oranla yetersiz kalmayacak ve arkasında büyük bir teknik destek gücünün olduğunu hissettirecektir.

Yetmez mi? Hızlı ve Öfkeli 9?

 Ne kadar hızlı da olsan ne kadar öfkeli de olsan 9 film olmuş ve daha dokuzuncu film girmeden yapımcılar 10 ve 11 için de anlaştıklarını ve çalışmalara başladıklarını duyurmuşlar. Şunu kabul etmeliyiz ki seri olarak kesinlikle beğendiğim ve takdir ettiğim bir seri... İlk filmler son derece başarılı ve Need for Speed tayfası için bulunmaz bir nimetti.

hizli-ofkeli-9

İlk filmin çıktığı dönemlerde internet kafelerde millet Need for Speed ile hız sınırlarını zorluyorken, film piyasaya sürülünce herkes kendinden geçmişti. Oyun ekranlarında hayallerini süsleyen arabaların gerçekte varolduğunu ve sokak yarışlarının gerçekten yapıldığını gören oyuncular oyunu daha bir heyecanla oynamaya başlamıştı. Tabi ki film oyundan bağımsız bir şekilde ilerledi ancak o ilk film birçok oyuncunun hala hayallerinin filmidir. Ancak dediğim gibi her güzel şeyin ne yazık ki bir sonu olmalı.
 
Hızlı ve Öfkeli 9 filmine gelecek olursak, serinin her filminde olduğu gibi sürekli bir aksiyon var ve bu aksiyon film boyunca hiç sıkmıyor ancak bazı mantık hataları ile konunun sürekli olarak Toretto ve ailesi etrafında işlenmesi artık yeter dedirtiyor insana. Arabalar yine her zaman ki gibi harika ve ekipte bulunan Tej Parker'ı artık müthiş derecede abartılmış bir karakter olarak buluyorum. Benim anlam veremediğim bu adam ilk filmlerde sadece sokak yarışları düzenleyen ve araç modifiyesinden çok iyi anlayan bir adamdı. Sonra ne oldu da uzay fiziği konusunda bu kadar bilgi sahibi oldu ve arabayla uzaya çıkabilecek kadar hesaplama yapmayı öğrendi. Burada büyük bir abartı olduğu görüşündeyim. Bununla birlikte artık Dominic Toretto ve ailesi konusunun da son baymaya başladığını ve yeter artık dedirttiğinin sonuna kadar arkasındayım.

Aksiyon konusunda film arayışı içindeyseniz ve konuya artık çok takılmam ister uzaya gitsinler ister yerin dibine girsinler  aksiyon olsun bana yeter diyorsanız bu filmi kesinlikle izleyebilirsiniz.

9 Ağustos 2021 Pazartesi

Sınırsız Eğitim Kaynağı: Udemy

Aslında çok uzun süredir takipçisi olduğum ve içeriklerinden yararlandığım sitelerin başında gelir Udemy... İçerisinde birçok profesyonel eğitmenden farklı farklı konularda eğitimlerin bulunduğu bir uzaktan eğitim portalıdır kendisi. Belki eski olanlar hatırlar muhtemelen ilk olarak bir Oblogi adındaki Türkiye'nin ilk sosyal medya projesi ile tanımış olduğumuz Levent Cem Aydan'ın kurmuş olduğu bir e-okul.co projesi vardı. Eğer bu platformu biliyorsanız Udemy'de sıkıntı çekmezsiniz.


 

Ne yazık ki Oblogi gibi e-okul.co'da bir süre sonra yayın hayatına son vermişti. İçerisinde gayet başarılı eğitimler olmasına rağmen beklenen ilgiyi görememişti. Ancak Udemy, o dönemlerde e-okul.co'nun görmeyi beklediği ilginin kat be kat fazlasını günümüzde görmüş durumda. Milyonlarca dolar yatırım alarak ülkemizden çıkmış ilk milyar dolar değerlemeye ulaşmış projedir kendisi.

İçerisine girdiğinizde adeta derya deniz... Göz alabildiğine eğitimle dolu olan bu platformda sadece belli konularda değil her konuda eğitim bulabilirsiniz. Hukuktan programlamaya, yabancı dilden kişisel gelişime ücretli ya da ücretsiz binlerce eğitim var. Bu eğitimleri de sadece Türkiye'deki eğitmenler değil yurt dışından da birçok eğitmenin verdiğini unutmayın. Yani ingilizceyi bir ingilizin anlatımıyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca eğitimlerin fiyatlandırmaları da son derece uygun.

Eğitimlerin fiyatlandırmalarını her eğitmen kendisi belirlediği için aşırı pahalı eğitimlerle karşılaşmanız çok sık rastlanan bir durum değil. Tabi ki çok pahalı olan ancak değerini hak eden eğitimler de var ancak kendimden örnek vermem gerekirse ben iki adet YDS eğitimini toplamda 70 TL gibi çok uygun bir fiyata satın almıştım. Sizde kendinize göre olan eğitimleri bulup bu eğitimleri son derece uygun fiyatlara satın alabilirsiniz.

20 Haziran 2021 Pazar

Hizmet ve Fayda İlişkisi: Ankara Havaalanı Örneği

 Hizmet ve fayda, hizmet alan ve hizmet veren arasındaki memnuniyet ilişkisinin en temel ilişkisidir. Hizmet alan, yani müşteri, her zaman en yüksek faydayı sağlayabileceği hizmeti en uygun fiyatlandırma ve maliyet ile almak ister. Hizmet veren ise, yani işletme, her zaman en yüksek karı sağlamak için minimum maliyet ve maksimum fiyatlandırma ile sürekli olarak hizmet vermek ister. En temel de baktığımızda basit bir şekilde bir mahalle bakkalının 1TL'den satabileceği bir çikolatayı karını en yüksek seviyede tutabilmek için 2TL'den satması şeklinde yorumlayabilir. Müşterinin ise o bakkaldaki 2TL'lik çikolata yerine en uygun maliyet ve en yüksek fayda düşüncesi ile hareket etmesinden dolayı 0.50TL'lik çikolataya yönelmesini söyleyebiliriz.

Günümüzde birçok şirket bu işletme ve müşteri davranışlarını analiz ederek üretimlerini, ürün yelpazelerini ve pazarlama stratejilerini bu analizlere göre belirlemekteler. Dünya'nın birçok farklı ülkesinde geçerli olan bu analiz düzeni ülkemizde de geçerli olmalı bir an önce. 3 gün önce Avustralya'dan Türkiye'ye dönüş yaptım ve Ankara Esenboğa Havaalanında, Avustralya'dan getirdiğim hattım kapsam dışı kaldığı için, Türk Telekom tarafından sağlanan havaalanının ücretsiz internet hizmetine bağlanarak yakınlarımla iletişime geçmeye çalıştım. Ancak ne yazık ki internet altyapısını sağlayan Türk Telekom nasıl bir düşünce ile bu altyapı hizmeti sunmayı amaçladıysa artık internete bağlanmak istediğiniz zaman sizden bir telefon numarası istiyor. Aslında diğer havaalanlarında olan, en azından benim gördüğüm Doha, Manila, Sydney gibi şehirlerde, bu temel bilgileri verdikten sonra otomatik olarak bağlanabiliyorsunuz. Ancak Türk Telekom'da bu telefon numarısını girdikten hemen sonra size bir mesaj gönderdiğini ve bu mesajdaki kodu girmeniz gerektiğini söylüyor. Ne güzel değil mi? Yurtdışından gelen bir insanın kapsam dışı olan hattına mesaj atın ve o mesajın kişi tarafından okunabileceğini düşünün ve ücretsiz internet hizmeti sağladığınızı düşünün.

Bu hizmetleri hangi kafalarla, nasıl veriyor ve hangi memnuiyet sistemine göre ölçüm yaparak aynı hizmetleri vermeye devam edebiliyorsunuz anlayabilmiş değilim....

13 Haziran 2021 Pazar

Sendikal Güç ve Refah Düzeyi İkilemi

Sendikalar yapıları gereği üyesi olsun olmasın tüm işçilerin sosyal ve ekonomik haklarının korunması ve geliştirilmesi için ortaya çıkmış güçlü gruplardır. Temel amaçları sosyal ve ekonomik hakların korunması ve geliştirilmesi olan bu kurumlar aslında işçi kesiminin refah düzeyini belli bir düzeyde tutmaya özen gösterirler ve bunun için mücadele ederler. Peki refah düzeyi yüksek bir toplumda sendikal mücadelenin başarısı ne olabilir?

Sendikal Mücadele
 

Öncelikle bu konuda kendi fikirlerimden bahsedeceğimi ve bazı temel noktalardan hareket ederek bu yazının ana temasından çıkmadan devam edeceğimi belirtmek isterim. Sendikaların ilk ortaya çıktığı dönemlere baktığımızda genellikle sürekli düşürülen ücretler ve zorlaşan yaşam standartlarına karşın işçilerin bir araya gelerek kolektif bir grup olarak işverene karşı isyan etmelerini görmekteyiz. Örneğin, sendikal mücadelelerin ilk ortaya çıktığı İngiltere'deki o dönemi incelediğimizde artan makineleşme ile beraber düşen işçilik ücretleri, çocuk işçiliğin artması, uzun süren çalışma saatleri, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili önlemlerin alınmamasının doğrultusunda çalışanların yaşam standartlarının düşerek aile ve eğlence hayatlarının sonlanarak sadece iş yaşamına entegre bir hayat sürdürmelerini sayabiliriz. Bu nedenle ortaya çıkan işçi isyanları ve ortaya çıkan kanlı grevler sonucunda örgütlenen işçilerin mesleki ve sektörel olarak gruplanmaları ile sendikalar ortaya çıkmıştır. 

Günümüze geldiğimizde baskıcı rejimlerin ve diktatörlük hükümetlerinin yönettiği ülkeleri saymazsak, sendikalar işçilerin refah düzeylerine göre hareket etmektedirler. Bu ülkeleri bu konunun dışında tutmamızın en temel sebebi ise sendika yöneticilerinin hükümet odaklı hareket ederek, hak mücadelesinden kaçındıklarını görmekteyim. Bu doğrultu da hak mücadelesinin olmadığı bir ortamda sendikal gelişimden söz edemeyiz. Bu dipnotu aktardıktan sonra konumuza dönecek olursak, sendikal mücadelenin refah düzeyine oranla düşüş göstermesini, birebir yaşadığım bir örnek olarak, Avustralya'dan verebilirim. Avustralya'da bulunan Avustralya Üretim İşçileri Sendikası'nın 2019 yılında imzaladığı toplu iş sözleşmesi ile üyelerine yıllık yüzde 1,5 zam aldıklarını öğrendim. Dışarıdan bakıldığında aslında son derece gülünç bir rakam olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yaşam kalitesi, refah düzeyi, satınalım gücü gibi etmenleri işin kattığımızda ve enflasyonun yüzde 3 ile yüzde 5 arasında inip çıktığını düşündüğümüzde üyeleri bir nebze de olsa tatmin edebilecek seviyede olduğunu söyleyebilirim. Buradan hareketle refah düzeyinin ortaya çıkardığı yaşam kalitesinin yüksek olması ile birlikte satınalım gücünün yeterli seviye de olması hem işçileri hem de sendikaları hak mücadelesinin dışında olmasını sağlıyor.

Hak arama konusunda bir mücadeleye girebilmek için öncelikle işveren ya da hükümet tarafından işçi kesiminin birtakım haklarının kısıtlanması ya da elden alınması gerekmektedir. Ortada böyle bir durum yokken, yaşamsal faaliyetlerin yerine getirilebilmesi ve Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde belirttiği basamaklardan ilk üçünü (Fizyolojik ihtiyaçlar, Güvenlik İhtiyacı, Ait olma ve sevgi ihtiyacı) vatandaşlarına kolaylıkla sunabilen ülkelerde sendikal mücadelelerin sadece ideolojik etken olarak ortaya çıktığını ve sembolik bir şekilde desteklendiğini görüyorum.

12 Haziran 2021 Cumartesi

Huawei'nin Gücünün En büyük Örneği: HarmonyOS

Google, Donald Trump'ın Amerika Birleşik Devletlerinin başkanı olduğu dönemde bildiğiniz gibi Huawei'ye Android desteği vermeyi kesmişti. O günden sonra hiçbir şey de eskisi gibi olmadı. Özellikle de Huawei'nin dünyanın en çok satan akıllı telefon üreticilerinden birisi olduğunu düşündüğümüzde Google'ın kendisi açısından çokta doğru bir karar verip vermediği fazlasıyla tartışıldı. Hatta yapılan açıklamalarda Huawei, bu işbirliğinin bozulmasını istemediğini ve bu durumu düzeltmek için uğraştıklarını açıklamıştı.
 
HarmonyOS

Ancak Huawei'nin tüm çabalarına rağmen Google, Çinli üreticiye adeta bir Amerikan ambargosu uyguladı. Bu süreçten sonra ise Huawei, kendisi için en doğru çıkış yolunun kendi işletim sistemi ve ekosistemini geliştirmek olduğuna karar vererek, zaten daha önceden çalışmalarına başladığı, HarmonyOS'u tüm dünyaya duyurdu. Şimdi size tutup da HarmonyOS hakkında tanıtıcı bilgiler verip gereksiz laf kalabalığı yapmayacağım. HarmonyOS için söyleyebileceğim en temel bilgi, Iron Man serisindeki Jarvis neyse HarmonyOS o olmaya çalışıyor. Kısaca özetlediğim zaman bu tanım son derece yerine oturuyor.

Huawei, ülkemizde her ne kadar bilinmese de özellikle Çin pazarında akıllı telefon haricinde tıpkı Xiaomi gibi bir çok farklı akıllı ev eşyası üretmekte. Elektrik süpürgesi, televizyon, klima vs. bir çok gündelik kullanım amaçlı ürünleri bulunan bir marka. Bunun yanı sıra telekominikasyon altyapısı ürünlerinde de dünyanın en büyük üreticilerinden bir tanesi. Operatörlerin kullandığı baz istasyonlarının büyük bir çoğunluğu Huawei, tarafından üretiliyor.

Huawei'nin HarmonyOS'u çıkarması demek; Huawei ürünlerini kullanıcıların artık sadece HarmonyOS destekleyen Huawei ürünlerini kullanmaya devam etmesine zorlanması demek. Tıpkı Apple gibi... Bir iPhone satın aldığınızda tam uyumlu çalışması için bir Macbook almanız gerek, bir Apple Wacth almanız gerek, bir AirPods almanız gerek demek. Böylelikle hepsini uyumlu bir şekilde kullanıp herhangi bir entegrasyon problemi olmadan yolunuza bakabilin. Huawei'nin yaptığı ise bu ürün yelpazesini fırın, süpürge, buzdolabı gibi günlük hayatın her noktasında kullanılan ürünlerle genişletmek oldu.

Iron Man filmlerini izlediğimiz zamanlar herkes kendi kendine demiştir: "Ulan bu Jarvis gibi bir şey olsa direk alırım. Baksana ne kadar güzel, ne söylesen anında yapıyor." İşte Huawei size bu kolaylığı ve teknolojiyi HarmonyOS ile sunarak artık bu durumun herkesin erişebileceği bir teknoloji olduğunu gösteriyor. Huawei bu açıdan son derece güçlü bir marka olduğunu da tüm dünyaya kanıtlamış durumda. Sonuçta böylesine bir teknolojiyi son kullanıcıya indirgemiş ve artık klasik akıllı telefon, akıllı ev ürünleri gibi yelpazeyi tümleşik hale getirerek size hayalinizdeki teknolojiyi doğrudan sunmuş. İşte teknoloji savaşlarının hayatımıza ne kadar etki edeceğinin en büyük kanıtı olarak karşımıza çıkan büyük bir örneği...

Salgın'da Sosyal Destek Nasıl Yapılır?

Covid-19, sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada büyük bir etki yarattı ve çalışma hayatı ile ekonomik yaşamı doğrudan etkiledi. Çalışan kesimin yanında küçük ve büyük işletmeleri sert bir şekilde vuran bu salgın, online alışveriş bazlı çalışan işletmeler içinse bulunmaz nimetti. Buraya kadar okuduklarınız size bir Covid-19 ve sektör analizi gibi gelecek ancak yazının devamında dünyadan ve Türkiye'den örneklerle salgın döneminde uygulanan başarılı desteklerden bahsedeceğim.


Melbourne

Öncelikle bu konuya doğrudan şu anda içerisinde yaşadığım ülke olan Avustralya'dan bir örnekle başlamak istedim. Melbourne'de Covid-19 salgını vatandaşlar için sıkıntılı bir şekilde başladı ve devam ediyor. Avustralya bir eyaletler ülkesi olduğu için her eyalet, devletin kendi aldığı önlemlerden bağımsız olarak, kendi önlemini aldı. Bunların en güzel örneklerinden bir tanesi de Melbourne. Çok sert geçen salgın döneminde Melbourne, 2020 yılının Ağustos ayında vaka sayılarının 700'lere dayanmasından 3 haftalık sokağa çıkma yasağı ilan etti. Bu yasak süresinde ise Melbourne'ün içerisinde bulunduğu Victoria eyaleti sınırları içinde yaşayan her vatandaşa istisnasız devlet sağlandı. Bu devlet desteğinden kısaca bahsetmem gerekirse, Victoria eyaletinde yaşayan bir ailenin geçim masrafı eyalet hükümetinin hesaplamalarına göre (kira, mutfak masrafı, yakıt masrafı, eğlence masrafı, giyim masrafı gibi) haftalık 800 Avustralya doları düzeyinde olduğu görünüyor. Ancak eyalet hükümeti insanların evlerinde kalmaları için haftalık 1500 Avustralya doları yardımda bulundu.

Lezzet Ankara

Ülkemizde hükümetin yaptığı komik yardımlardan bahsetmek durumu daha da komik hale getireceğinden bu kısımda sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ortaya çıkardığı bir projeden bahsetmek istiyorum. Geçenlerde Mansur Yavaş'ın Twitter hesabından paylaştığı bu proje aslında işletmeler için son derece faydalı başarılı bir proje olacak gibi duruyor. Bildiğiniz gibi ülkemizde online yemek siparişi yapabildiğiniz farklı uygulamalar ve internet siteleri bulunuyor. Bunlardan en tanınanı ve bilinirliği en yüksek olanı Yemeksepeti... Mansur Yavaş önderliğinde Ankara Büyükşehir Belediyesi, sadece Ankara içerisinde hizmet verecek benzeri bir proje hazırladıklarını açıkladı. Lezzet Ankara adı verilen bu proje ile Ankara'daki gıda sektöründe yer alan işletmeler ücretsiz üye olarak sıfır komisyon sayesinde müşterileri ile tıpkı kendi internet sitelerinden sipariş veriliyormuş gibi kendi fiyatları üzerinden alışveriş yürütebilecekler. Aslında bu projenin en güzel tarafı hem müşteriler doğrudan işletmelerin kendi fiyatlarını görebilecek hem de işletmeler yaptıkları her satıştan aracı firmaya komisyon ödemeden fiyat farklılığı olmadan satış yapabilecek. Salgın döneminde zaten ağır bir darbe yiyen işletmeler bir de komisyon ödemek zorunda kalmayacak.

İtalya Covid Destek Paketi

Covid-19 salgınını en ağır yaşayan Avrupa ülkelerinden birisi de İtalya... Hepimizin aklında yer etmiştir, insanların balkonlara çıkıp şarkılar söylediği ve birbirlerine moral verme çabaları içerisinde salgının azalmasını beklediği günleri. İtalya'da şu anda 10 Temmuz 2021 itibariyle, 2078 yeni vaka bulunuyor ve bu rakalamlara 40 binlerden gelindi. Salgının en sert olduğu zamanlarda İtalya, toplamda 32 milyar avroluk bir destek paketini uygulamaya koydu. Bu yardım paketinin 11 milyar avrosu ise doğrudan vatandaşlara nakit yardımı olarak uygulandı.

Kanada Covid Destek Paketi

Covid-19 konusunda en erken tedbirleri alan ülkelerden birisi kesinlikle Kanada oldu. Çok iyi hatırlıyorum salgının ilk dönemlerinde Avrupa ülkeleri daha sürecin nasıl devam edeceğini beklerken Kanada Başbakanı'nın "Vatandaşlarımız hiç merak etmesin. Onların sağlığı bizim için her şeyden çok daha önemli gereken destek verilecek yeter ki sokaklara çıkmayın" açıklamalarını. Kanada bu süreçte ilk etapta 82 milyar Kanada doları gibi müthiş bir büyüklükte yardım paketi açıklamış, daha sonra yapılan eklemelerle bu paketi 107 milyar Kanada doları olarak güncellemişti. Bu paketin 52 milyar Kanada dolarının doğrudan vatandaşlara yardım olarak, kalan 57 milyar Kanada dolarının ise ekonomiyi canlandırma hamlelerine destek amaçlı kullanılacağı açıklanmıştı.

İşin özeti yardım yaptığın zaman ekonomik yeterlilik çok önemli bir rol oynuyor. Avustralya, İtalya, Kanada gibi ülkelerin yaptıkları yardımları göz önüne aldığımızda ülkemizde esnaflar için yapılan 3000 TL'lik kira yardımları komik duruyor. Sonuçta o esnaf zaten 10.000 TL kira ödüyor.  Ekonomiyi canlı tutmak ve salgından en az hasarla kurtulmak için güçlü bir ekonomik güvence sağlamak ve acil durum politikaları uygulamak gerekiyor.

10 Haziran 2021 Perşembe

İzlenesi YouTube Kanalları - 2

 Daha önce yazdığım bu yazımda bazı YouTube kanallarından bahsetmiştim. Tabi bu yazımı yazmamın üzerinden neredeyse üç yıl geçmiş ve bu süre zarfında hayatımızda birçok şey değişti. Buna bağlı olarak izlediğimiz ve beğendiğimiz içerikler de değişti. Bende "İzlenesi YouTube Kanalları" yazımın güncellenmiş bir versiyonunu daha yayınlamaya karar verdim.
İşte sizler bulduğum ve kendimin de takip ettiği bazı kanallar...

Murat Soner
 

Murat Soner, belki de benim en beğendiğim kanallardan birisidir. Özellikle son derece eğlenceli dizi yorumları ve kendini dinlettiren tarzı başarılı bulduğum kanallardan birisidir. Murat Soner, yapıcı dizi yorumlarının yanı sıra daha önce radyoculuk yaptığı dönemlerde Gaga programını da YouTube'a uyarlamış. O videolarına da göz atmanızı isterim.
 
Erdi Özüağ
 

Erdi Özüağ, yeni teknolojik gelişmeleri yakından takip eden ve bunları olabildiğince anlaşılır ve sade bir şekilde bize aktarmaya çalışan bir teknoloji uzmanıdır. Özellikle Huawei'nin HarmonyOS işletim sistemi ile ilgili çektiği videoyu kesin izleyin. Bir teknoloji ne kadar sade ve anlaşılır anlatılabilirse o kadar sade ve anlaşılır anlatmış.
 
Enis Kirazoğlu
 

Oyun dünyasında ülkemizden birkaç isim sayacak olsam Enis Kirazoğlu kesinlikle her defasında ilk sırada yer alırdı. Oyunları teknik ve son kullanıcı açısından derinlemesine incelemesinin yanı sıra bir de üstüne bizim dilimizle doğal bir şekilde anlatması yok mu? Bazen kendisini izlerken "şu videoları keşke biraz daha uzun tutsa" diye geçiriyorum içimden. Ayrıca diğer oyun kanalları gibi sadece kendisini ya da sadece oyun görüntülerini de göstermiyor. Konunun akışına uygun şekilde sunduğu görsellere size geçen diyalogları ve daha bir çok şeyi de yaşıyormuşsunuz gibi hissettirerek anlatmayı da başarıyor.

Soft Box Türkiye
 

Aslında filmlerden kesitler paylaşmak her ne kadar basit görünse de bir o kadar da zor bir iştir. Sonuçta bir filmin içinden bir sahneyi kestiğinizde bu sahnenin konusunu ve kurgusunu doğru yakalamanız gerekmektedir. İşte Soft Box Türkiye ekibi bunu gerçekten çok başarılı bir şekilde yapıyor. Ayrıca açtıkları bloglarında da yaptıkları film ve dizi incelemeleri ile size güzel öneriler sunup fikirler verebiliyor.

6 Haziran 2021 Pazar

Zack Snyder Zombilere Farklı Bakmış: Army of The Dead

Zack Snyder'in ayrılmasıyla Joss Whedon'ın bitirdiği Justice League ile büyük bir hayal kırıklığı yaratan DC, belki de son zamanlardaki en mantıklı hamlesini yaparak Justice League'yi yeniden Zack Snyder ile izleyicilere sunmuş ve büyük bir çoğunluk tarafından takdirle ve hayranlıkla karşılanmıştı. Özellikle DC serüveni boyunca adından oldukça sık bir şekilde söz ettiren yönetmen Zack Snyder şimdi ise tamamen farklı bir kurgudaki zombi filmi ile karşımıza çıkıyor.
 
Army Of The Dead
 
Özellikle The Walking Dead dizisi ile başlayan zombi film ve dizilerine ilgim gün geçtikçe ilginç bir şekilde artmıştı ancak ne yazık ki bu konudaki kaliteli yapımlar oldukça kısıtlı... Zack Snyder ile güncel ve kaliteli bir yapım daha ortaya çıkmış ve listeme ekledim. Artık gönül rahatlığıyla canım sıkıldıkça izleyebilirim.
 
Army of The Dead, diğer zombi filmlerinden farklı olarak bizler için zombilere yeni bir bakış acısı ve zombi avlamakla normal hayatın harmanlanmasını sunması açısından güzel bir yenilik sunuyor. Aslında genelde hep aklıma takılan bir sorudur "O kadar asker, polis, kolluk kuvvetleri ve teknoloji varken sadece insanları yemek için üstlerine koşan birkaç beyinsiz nasıl olur da tüm dünyayı istila edebilir?"... Bu sorumun cevabını kısmen de olsa The Walking Dead dizisinde buldum ancak geriye kalan filmlerden neredeyse hiçbirinde buna değinilmemekte... Zack Snyder farklılık yaparak zombilerin kolonileşmesini konu almış.

Bu filmde gördüğümüz zombiler daha eski filmlerdeki gibi aptal, ne yaptığını bilmeyen, sadece karşısına çıkanı sapık gibi takip edip ısırmak yerine, kendi bölgelerini kurarak, evlilik bağı ve ailesine yapısına bürünmelerini ve kendilerine verilen kurbanlara karşılık bölgelerinde belli başlı imtiyazlar verebildiklerini görüyoruz. 
 
Filmin konusu ise zengin bir iş adamı zombilerin istila ettiği Las Vegas şehrindeki bir kumarhanenin kasasını soymak amacıyla başkarakterimiz olan eski asker Scott Ward'ı tutuyor ve bir ekip kurmasını söylüyor. Scott kendisinden istendiği gibi bir ekip kuruyor ve kasayı soymak için yola koyuluyor ve kızıyla bozuk olan ilişkisini düzeltmek için bu soygunu bir fırsata dönüştürmek istiyor. Filmin sonunda ise işler sarpa sarıyor ve ekipten sadece iki kişi hayatta kalıyor. Filme genel anlamıyla baktığımızda bir nebze sıkıcı ancak Zack Snyder, zombi ve soygun ikilisini başarıyla bir araya getirmiş. Benim film içerisinde en beğendiğim kısım ise ekipteki kasa ustası ve ekibin ne iş yaptığı bilinmeyen ve kaslarını göstererek şekilli şukullu hamleler yapan ağır abimiz arasında geçen zamanda sıkışma ile ilgili olan sahne... Gerçekten beklenmeyen anda gelen farklı bir bakış katmış filmin içine...

5 Haziran 2021 Cumartesi

Kolay Yoldan Para Kazanmak Hayal mi, Gerçek mi?

Değişen ekonomi, yeni teknolojiler, doyumsuz satın alma isteği ve daha nicesi ile günümüzün Covid-19'dan bile daha tehlikeli en büyük salgını kolay yoldan para kazanmak... Uzun bir süredir yazmadığım bloguma bu yazı ile yeni bir başlangıç yapmak istedim. Aslında konu hakkında uzun uzun düşündüm. "Acaba ne yazsam?", "Aaa Xiaomi yeni telefon çıkarmış", "Apple'da yeni bir açık keşfedilmiş", "Bitcoin zirve yapmış sonra tekrar batmış" şeklindeki yazıları görünce, "Yok mu kardeşim düzgün bir haber?" dedim. Ancak tam bu sözümü söylerken de insanların son zamanlarda en çok kripto para borsalarına yoğunlaştığını ve birçok insanın bilinçsiz bir şekilde evinin, arabasının belki de cebindeki son parasının buralarda heba olduğunu gördüm. Bende bu şekilde yeni bir giriş yapmaya karar verdim. Evet "Kolay yoldan para kazanabilir miyiz?" sorusuna kendi bakış açımla vereceğim cevabıma geçebiliriz.
 
Kolay yoldan para kazanmak
 
Bana kalırsa kolay yoldan para kazanmak diye bir durum söz konusu dahi olamaz. Aslında kolay yollardan para kazanmak gününün çoğunluğunu çalışarak geçiren insanların kendilerini avutmaları için ortaya çıkmış, sonrasında da birtakım art niyetli insanların, para kazanmaya çalışan insanların umutlarını kullanarak kendilerine çıkar sağlamalarına yarayan bir söylem olarak hayatımıza yerleşmiş bir kalıp... Şimdi bunu söylediğim zaman başınızın üstünde soru işaretleri dönecek. "Ne demek kardeşim, benim dayımın oğlunun arkadaşının kardeşinin kayınbiraderinin amcasının torunu Bitcoin'den zengin olmuş" falan filan. Emin olun analiz olmadan, değerlendirme olmadan ya da çalışılmadan kolay yoldan para kazanılamaz. Eğer olsaydı şu anda dünyanın en zengin insanları listesinde muhtemelen defineciler yer alırdı.

Önemli olan kolay yoldan para kazanmak değil aslında, önemli olan katma değeri olan iş başarmak. Amerika'yı yeniden keşfetmenize gerek yok. Belli başlı yatırımlarla en iyi bildiğiniz işi en iyi hale getirmeye çalışın sadece... Yaptığınız işin hakkını verin, en iyi şekilde en doğru şekilde yapmaya ve bunları yaparken kendinizi geliştirmeye, öğrenmeye ve egonuzdan kurtulmaya çalışın. Ufak bir örnek ile bu söylediğimi size açıklamaya çalışayım. Dünyanın en büyük şirketlerinden Facebook, sahibi Mark Zuckerberg ise dünyanın en genç dolar milyarderlerinden... Mark istese, Facebook'u olduğu gibi bırakıp "Banane kardeşim, insanlar üye oldular zaten ben zaten en büyük sosyal medya platformuyum haliyle paramı kazanıyorum artık bundan sonra Facebook kendi halinde takılsın bende Chen'le birlikte Maldivlere tatile gideceğim, dünya turu yapacağım" diyemez mi? Ancak bizim oğlan o kadar hırslı ki bunu aklından bile geçirmemiş olacak ki Snapchat'i satın alamayacağını öğrendiği günün ertesinde bitirdi. Peki neden? Çünkü adam bir kere "Ben en iyiyim!" dedi ve bu alanda ortaya çıkan en yeni teknolojileri, gelişmeleri takip ederek "Eğer ben en iyi olup para kazanmak istiyorsam bunu öğrenmeliyim" diyor. Instagram'ı satın alıp bir dönemin fırtınalar estiren Vine'ını bitirdi ya da Facebook Gaming ile Twicth'e rakip olmaya çalıştı. Satın aldığı firmalarla Google'ın Boston Robotics'ine rakip ürünler ortaya koymaya adım attı.

Verdiğim örneğe dikkat edin. Mark, gelişmeleri takip ederek neler olduklarını öğrendi ve onlara yatırım yaparak ben bu işin en iyisiyim dedi. Kolay yoldan para mı kazanmak? Hayır kardeşim yok öyle bir dünya! Oturacaksın hangi işi yapmak istediğine, hangi gelişmeleri takip etmek istediğine, hangi metodları öğrenmek istediğine, hangi şekilde yatırım yapmak istediğine karar vereceksin! Sonra işe koyulacaksın. Kripto para ile mi ilgilenmek istiyorsun o zaman tablo okumayı, grafik yorumlamayı ve analiz etmeyi öğreneceksin önce, sonra da yatırım yapıp öğrendiklerini uygulamaya koyacaksın yoksa televizyonlardaki ya da gazetelerdeki haberlerden birine konu olmaktan öteye gidemezsin.