Son Yazılar

19 Mayıs 2020 Salı

Coronavirüs Döneminde Hızlı Olan E-Ticaret Markaları Kazanıyor!

Covid-19 tüketici alışkanlıklarını değiştirdi. Süper marketlerin kasa önlerinde oluşan uzun kuyruklar sanal marketlere taşındı. Ancak bu da başka bir sorunu beraberinde getirdi. Güvenli alışveriş fırsatı sunan bu marketlerin çoğu, online siparişlerinde bile giderek artan taleplere yetişemez hale geldi. Verdiği siparişin evine gelmesini günlerce bekleyen tüketici ise alternatifler arayışında. İşte bu alternatifler arasından en fazla öne çıkan isim ise Avansas oldu. 

Avansas'ın Tecrübesi Hıza Alışkın Olması!
Avansas bu zorlu Covid günlerine kadar yalnızca iş dünyasının yakından tanıdığı bir e-ticaret firmasıydı. Alanında öncü birçok şirketin, ofis ve dükkân gibi sayısız iş yerinin alışverişlerinde tercih ettiği Avansas, iş dünyasının hızına yetişmek için kendi dağıtım ağını kurmuş ve bu yöntemle firmaların güvenini kazanmayı başarmış. Şimdi ise bu tecrübesinden herkesin faydalanabilmesi için yepyeni bir karar alarak evlere teslimat sürecini başlattı.


 
Ürünleriniz Sadece 1 İş Günü İçinde Kapınızda!
Avansas'ın yeni kararında dikkat çeken en önemli nokta evlere servisi 1 iş günü içerisinde gerçekleştiriyor olması. Muadillerinin neredeyse 4-5 güne uzayan teslimat süreçleriyle kıyaslandığında Avansas sadece bu yönüyle bile ilk tercih olmayı başarıyor. İstanbul başta olmak üzere, Ankara, Bursa, Kocaeli, Tekirdağ, illerindeki tüm evlerin siparişleri 1 iş günü içinde kapılarına geliyor. Üstelik Avansas’ın hijyenik teslimat araçlarıyla. 

Avansas Düzenli Sterilizasyon Çalışmasına ve Ekip Sağlığına Her Şeyden Çok Önem Veriyor!
Hijyen kurallarına herkesin fazlasıyla dikkat ettiği bugünlerde Avansas'ın önemli bir artısı daha var. Düzenli olarak dezenfekte ettiği kendi araçlarıyla teslimat yapıyor. Böylece, evlere girecek olan ürünlerle temas edenlerin sayısı bir hayli sınırlandırılıyor. Avansas'ın düzenli olarak sağlık kontrolünden geçirdiği dağıtım ekibi dışında hiç kimse ürünlerle temas etmiyor. Siparişler kargo kamyonlarında ya da ofislerinde günlerce virüse açık bir halde bekletilmiyor. Düzenli olarak sterilizasyon çalışmaları yapılan Avansas depolarından yapılan alışveriş yine firmanın kendi steril araçları ve eldiven, maske gibi koruyucularla çalışan ekibi sayesinde 1 iş günü içinde evlere ulaştırılıyor.

Peki Avansas'ta Neler Var?
Bu soruyu "Avansas'ta yok yok" diye yanıtlamak mümkün. Kolonyadan çamaşır suyuna, tuvalet kâğıdından mutfak bezine ve hatta kişisel bakım ürünlerine kadar herhangi bir markette bulunandan daha fazla temizlik ürünü Avansas'ın stoklarında yerini almış. Bunların yanı sıra mutfaklara gönül rahatlığıyla alınabilecek bakliyat, makarna, un, sağlıklı atıştırmalıklar, bitki çayları, kahve türleri ve daha birçok yiyecek ve içecek çeşitliliğine de ulaşmak mümkün. 
Avansas karantina sürecinden etkilenen çocukları da unutmamış. Bahçelerde, parklarda koşturmaya alışkın olan küçüklerin bugünlerde yaşadığı sıkıntı bir hayli büyük. Onları eğlendirmek ve birlikte güzel vakit geçirmek isteyen ebeveynlerin işini kolaylaştıracak birçok paket hazırlanmış. Üstelik bu sağlıklı boya setleri ve hobi paketleri uygun fiyatlarıyla da dikkat çekiyor.  

Avansas iş dünyasıyla çalışma konusunda epey deneyim sahibi olduğu için bünyesindeki ofis ve kırtasiye malzemeleri, elektronik ürünler, mobilya ve hırdavat çeşitleri bir hayli fazla. Evlere taşınan ofislerin ve halen çalışmak zorunda olan şirketlerin tüm ihtiyacını karşılayacak olan bu ürünler oldukça geniş bir yelpaze sunuyor. 

Güvenli Alışverişin Yeni Adresi!
Online alışveriş yapmaktan çekinenler bile bu yeni dünyaya adapte olmaya çalışırken Avansas'ın bu konudaki güvenilirliği de dikkat çekiyor. Bugüne kadar iş dünyasının önde gelen firmaları tarafından tercih edilmesinin tek sebebi sadece dağıtım hızı değil, aynı zamanda güçlü ve güvenilir alt yapısı. Avansas, tüm dünyada online alışveriş için en korunaklı yöntemlerin başında gelen 3D Security ve benzeri sistemleri kullanıyor. Bu durum da banka bilgilerini paylaşmak konusunda herhangi bir endişeye yer bırakmıyor. 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

17 Mayıs 2020 Pazar

Başarılı Bir Growth Hacking Hikayesi: Botego

Şu anda her ne kadar kapanmış olsa da Botego ilk ortaya çıktığında 1 ay gibi kısa bir sürede 22 farklı ülkeden büyük bir müşteri ağına sahip olarak Growth Hacking konusunda son derece başarılı bir örnek olmuştu. Şu sıralar dropshipping ile ilgilenen Ekim Nazım Kaya'nın kişisel blogunda yayınladığı bu sürece ilişkin bir yazısına denk geldim. Süreci detaylı bir şekilde aktarması ve uyguladıkları stratejileri sırasıyla paylaşması, bu alanda kendini geliştirmek isteyenler için yol gösterici bir yazı olmuş. Bende bu yazımda Ekim Nazım Kaya'nın uyguladığı stratejileri sizlere aktarmaya çalışacağım.

Growth Hacking

Yazıya başlamadan önce Botego'yu bilmeyenler için açıklamak isterim. Botego, ZopimChat gibi bir canlı iletişim sistemidir. Bir alışveriş sırasında ya da bir sitede karşılaştığınız bir sorunla ilgili müşteri temsilcileriyle direkt olarak iletişim kurmanızı sağlayan yapay zeka destekli bir sistem.

Anahtar Kelime Belirlemesi

Pazarlama stratejilerinin tamamında en önemli nokta pazarlayacağınız ürünün hangi kitleye hitap ettiğini ve hangi gerekliliği giderdiğini tespit etmektir. Bunun sonucunda ise ürününüzü tanıtan bir anahtar kelimeye ulaşırsınız. İşte Botego'da yapılan ilk iş anahtar kelimeyi belirlemek: live chat... Eğer yerel bir çalışma yapmayacaksanız belirleyeceğiniz anahtar kelimenin tüm dünya tarafından anlaşılabilir olması önemli bu yüzden İngilizce bir anahtar kelime tercihi oldukça önemli.

Rakip Analizi

Yaptıkları çalışmalardan anahtar kelimelerin belirlenmesinden sonra sektörde bu alanda önemli pay sahibi olan diğer işletmelerin analizinin yapılması ve piyasada rekabet içinde olunacak firmaların belirlenmesi de son derece önemli. Yaptıkları rakip analizinde ise karşılarına iki önemli rakibin çıktığını görmekteyiz. Bunlardan birisi hepinizin birçok sitede karşılaştığı Zopim ile Olark.

Hedef Kitlenin Belirlenmesi

Özellikle pazarlayacağınız ürün için pazar hedeflemesi yaparken kitlenizi bilmelisiniz ve ona göre strateji belirlemelisiniz. Ekim Nazım Kaya'nın bu yazısında ilk etapta hedef kitlelerini tam olarak belirleyemediklerini ve buna rağmen oldukça zor bir anahtar kelime seçtiklerini görmekteyiz. Denedikleri birkaç stratejiden sonra ise hedef kitlelerinin gelişmeye açık olan start-uplar ile sitelerinde FAQ (Sık Sorulan Sorular) sayfası bulunan işletmeler olduğuna karar vermişler. Ayrıca e-ticaret sistemlerinin en çok kullanıldığı platformlar olan Wordpress, Shopify ve WIX'i de hedeflediklerini görüyoruz.

Hedef Kitleye Ulaşmak

Hedef kitleye ulaşmak için ise farklı yöntemler denediklerini yine bu yazısında görmekteyiz. Öncelikle anahtar kelime kitlesi içerinde bulunan ve FAQ sayfası olan sitelere ulaşmaları gerektiğini ve bunun için farklı platformlardan destek aldıklarını görüyoruz. Ardından e-mail pazarlama stratejileri ile bu hedef kitleye ulaşmaya çalıştıklarını görüyoruz. Ayrıca bu maillere geri dönüşlerin artması için yapılan bazı kampanyaları da görmekteyiz. Örnek olarak, bu alandaki rakiplerden birinin kullanıcılarına 1 aylık ücretsiz deneme süresi verdiklerini ve buna karşılık olarak müşteriyi kendilerine çekmek amacıyla Botego'nun 12 aylık ücretsiz deneme süresi verdiklerini ve bu doğrultuda hızlı bir şekilde sistemlerine geri dönü çok hızlı bir şekilde artış yaşadığını görüyoruz.

Bunun yanı sıra tüm hedef kitlelere özel olarak mail içeriği hazırladıklarını ve bu doğrultuda hedef kitlelerini gruplandırdıklarını görüyoruz. FAQ sayfası olan siteleri için çalışanları baz alan bir mail içeri belirlenirken, start-uplar için tamamen farklı bir içeriğin oluşturulduğunu görmekteyiz.

Hedef kitlenin en çok kullandığı sistemler olan Wordpress, Shopify ve WIX gibi platformların uygulama mağazalarına da kullanıcı dostu platforma özel uygulamalar geliştirdiklerini ve son kullanıcıyı, platformların uygulama mağazalarından kendi sistemlerine çektiklerini de görmekteyiz.

Sonuç

Sonuç olarak 1 ay gibi kısa bir sürede 22 farklı ülkeden müşterisi olan Botego, growth hacking alanında son derece başarılı bir stratejiyle büyük bir başarıya imza attıklarını görüyoruz. Bu örnekte de göreceğimiz üzere pazarlama stratejileri hiçbir zaman durağan olmamalıdır. Dinamik ve değişken bir pazarlama stratejisi ile aktif hedefinize ulaşmak için doğru adımları atmanız kaçınılmazdır.

3 Mayıs 2020 Pazar

Gmail'de Gönderdiğiniz Mailleri Takip Edin

Eğer Gmail hesabınızı sık kullanıyorsanız ve sık sık birileriyle mailleşiyorsanız, gönderdiğiniz mailin ulaşıp ulaşmadığını merak ettiğiniz dönemler oluyordur. Özellikle acil veya önemli bir konuda mailinizin gönderildiğini hatta okunduğunu dahi bilmek istersiniz. Whatsapp'ta yer alan mavi tik özelliğini Gmail hesabınızda da kullanmak istiyorsanız, sizlere harika bir eklenti önereceğim.

Free Email Tracking for Gmail

Özellikle yazılan maillerin alıcı tarafından okunup okunmadığı ile ilgili Gmail gibi hazır servislerde bilmek mümkün değil. Eğer özel bir mail hesabınız varsa RoundCube üzerinden mailinize teslim alındı onayı ekleyerek karşı tarafın teslim aldığını size iletmesini sağlayabilirsiniz. Ancak bu durum Gmail gibi hazır mail servislerinde ne yazık ki geçerli bir yöntem değil. Bu durum ise mail adresini sık kullanan insanların (tıpkı benim gibi) yaşadığı en büyük sorunlardan bir tanesi. Size önereceğim eklenti sayesinde artık Gmail üzerinden göndereceğiniz maillerinizin ulaşıp ulaşmadığını hatta okunma durumunu dahi kolaylıkla öğrenebilirsiniz.

Google, Chrome tarayıcısında yaptığı gibi diğer servislerinde de eklentiler hizmetini devreye sokmuştu. Böylelikle geliştiriciler online servisler için dahi eklenti geliştirebildi ve bu sayede tarayıcı bağımlılığı gibi bir durum ortadan kalktı. Özellikle son kullanıcı için oldukça olumlu olan bu özellikle platform ve web tarayıcı gözetmeksizin insanlar istedikleri eklentiyi Google'ın sunduğu tüm online servislerde kullanmaya başladı. İşte bu güzel eklentilerden biri olan

1 Mayıs 2020 Cuma

Online Kartvizitin Faydaları

Özellikle iş dünyasında birçok insan kartvizit kullanımına son derece önem verir. Çünkü kartvizit bir iş insanının kurumsal kimliğidir. Bu yüzden son derece önemlidir. Kartvizit sahibi olmak ne denli önemli ise kartvizit tasarımları da bir o kadar önemlidir. Gelişen teknolojilerle ve matbaacılık ile birlikte birçok farklı türde kartvizit türü ortaya çıkmıştır. Ancak kartvizit kullanımında bir diğer önemli problem ise birçok insanın kartvizitlerini taşımayı unutmasıdır. Bu problem bende de olduğundan dolayı artık kartvizit taşımak yerine tanıştığım insanlara online kartvizitimi gönderiyorum.

Online Kartvizit

Peki Online Kartvizit Nedir?

Online kartvizit aslında tam anlamıyla kağıtlara basılan kartvizitlerin kodlanarak online ortamda tıklanabilir hale gelmiş biçimidir. Kullanımı kolay olmakla birlikte unutmak gibi bir problem yaşamazsınız. Katlanmaz, yırtılmaz ya da ıslanmaz, istediğiniz zaman ulaşabilir ve paylaşabilirsiniz. Bu yüzden online kartvizit kullanımı artık popüler hale gelmeye başlamıştır. Bu doğrultu da bende kendim için tasarladığım kartvizit tasarımımı sizlerle de paylaşmak istedim.

Bu tasarım sayesinde Blogger altyapısını kullanarak tamamen ücretsiz bir şekilde kendi kartvizitinizi istediğiniz kişiyle paylaşabilirsiniz. Hatta size güzel bir öneri daha dilerseniz bu kartvizitinizin linkini QR Code olarak düzenleyebilir ve tanıştıklarınızla paylaşırken bu QR Code'u kullanabilirsiniz. Aşağıda oluşturduğum tasarımı görmeniz mümkün tamamen basit ve mobil uyumlu bu tasarımla birlikte tüm sosyal medya hesaplarınızı paylaşmanız mümkün.

Blogger vCard Theme

Blogger kartvizit temasını indirmek için aşağıdaki formu doldurmanız yeterli olacaktır. Ardından indirme linki otomatik olarak mail hesabınıza gönderilecektir.


30 Nisan 2020 Perşembe

Sosyal Medya Pazarlamasının Önemi

Sosyal medya ilk ortaya çıkmaya başladığı yıllardan beridir olağanüstü bir gelişme göstermiş ve büyük bir ilerleme kaydetmiş durumda. Özellikle pazarlama alanında yeni açılımların gerçekleşmesiyle bu alanın en önemli faktörlerinden biri haline geldi. Son dönemde sürekli olarak değişen teknoloji ile birlikte pazarlama tekniklerinde de yeni stratejiler geliştirilmekte. Özellikle dünya genelinde yapılan anketleri de göz önünde bulundurduğumuzda artık online pazarlama yeni bir boyut kazanıyor. Bu alanın en büyük alt kollarından biri olan sosyal medya pazarlaması da büyük şirketlerin ilgisini büyük bir oranda çekiyor.

sosyal-medya-pazarlamasi

Emarsys şirketinin yaptığı araştırmaya göre 2019 itibariyle dünya genelinde 3.2 milyar sosyal medya kullanıcısı bulunuyor ve bu rakam dünya nüfusunun yaklaşık olarak %42'sini oluşturuyor. Bu doğrultuda da sosyal medya, şirketlerin reklam stratejilerinde pastanın büyük bir kısmına hakim oluyor. Özellikle Oberlo'da bulunan istatistiklerden de göreceğimiz üzere markaların %73'ü sosyal medyanın işlerine olan etkisinin "biraz etkili" ve "çok etkili" dediklerini ve sosyal medyanın gücüne inandıklarını görüyoruz. Bu bağlamda markaların sosyal medya pazarlaması dalgasına yöneldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Sosyal medyanın markalar kadar müşterilere de etkisi azımsanmayacak derecede önemli. Yine Oberlo'nun istatistiklerinden görebileceğimiz üzere müşterilerin %54'ü satın almak istedikleri ürünleri sosyal medya üzerinden araştırıyor. Müşteriler, özellikle ürün incelemeleri ve geri bildirimler sayesinde markaların ürünlerine ilişkin son derece derinlemesine bilgi sahibi olabiliyorlar. Ayrıca marka ile iletişime geçmenin kolay olduğu sosyal medya platformlarındaki bu deneyimi, müşterilerin %71'i olumlu karşılamış ve alışveriş deneyimlerine pozitif bir katkı sağladığını belirtmişler. Bu müşteriler ankette yer alan bir diğer soruda ise bu deneyimlerini aile üyelerine ve arkadaşlarına aktaracaklarını belirtmişlerdir.

Özellikle markaları ve müşterileri ortak bir noktada buluşturma konusunda vazgeçilmez platform olan bu sosyal medya sitelerinin geleceğin pazarlama stratejileri üzerinde son derece etkili olacağını günümüzde de etkili bir şekilde kullanılmaya çalışıldığını söylesek yalan olmaz.

26 Nisan 2020 Pazar

Sendikalar Sosyal Medya Araçlarını Neden Kullanamıyor?

Daha önce yazmış olduğum "Teknolojik Sendikacılık Nedir?" başlıklı yazımda bir sendikanın genel olarak teknolojik anlamda kendisini nasıl geliştirmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yazımda aslında eleştirel bir yaklaşım benimseyerek sendikaların neden sosyal medya araçlarından uzak kaldığını ve neden bu araçları faydalı bir şekilde kullanamadıklarına değinmeye çalışacağım. Ancak konuya başlamadan önce şunu belirtmek isterim ki burada yazdıklarımın, ülkemizdeki sendika ağalığı yönetim şekli göz önüne alındığında, bir ütopyadan öteye geçemeyeceğinin farkındayım.

Sendikalar Sosyal Medya Araçlarını Neden Kullanamıyor

Özellikle Covid-19 süreci ile insanlar zorunlu olarak evden çalışmaya başladı ve bu sürecin etkisi ile çalışma ilişkilerinde yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmaya başladı ve farklı şirketlerde farklı çalışma şekilleri uygulanmaya başladı. Bu uygulamaların gerçekleşmesine en çok olanak sağlayan olgu ise internet oldu. Çalışanlar kendi aralarında internet ortamında örgütlenmeye başladı. Örneğin; AVM çalışanları, AVM Çalışanlarının Sesi adlı bir Twitter hesabı açarak AVM'lerdeki çalışma saatlerine ilişkin düzenleme yapılması için kampanya başlattılar. Ancak burada bir sorun var. Sendika nerede? Türkiye'de yaşadığımız Covid-19 sürecine ilişkin adım atan birkaç sendika dışında herhangi bir sendikanın bir kampanyasını göremedim. Çalışma hayatını kökten değiştirebilecek bir yasal düzenleme yapıldığında sözüm ona konfederasyon başkanları sadece bir iki haber kanalında yayına çıkarak sadece "Biz bunu kabul etmiyoruz" demeyle yetindi. Ama nereye kabul etmiyorsun? Bir düzenleme yürürlüğe girdikten sonra, sen istediğin kadar kabul etmiyorum diyebilirsin. Senin bunları kabul etmemen için işçi hareketinin önderi olman lazım. Sen ne Şemsi Denizer gibi bir lidersin ne de onun dönemindeki medyaya sahipsin. Şemsi Denizer (bilmeyenler için farklı bir yazı daha yolda bu arada), kendi döneminde elinde var olan bütün imkanları kullanmış, işçilerin kabul etmediği toplu iş sözleşmesi maddeleri için grev kararı almış, hükümet bakanlar kurulu kararıyla bu grevi ertelediğinde Ankara'ya gitmeye karar vermiş ve Zonguldak ile Ankara arasındaki karayolu taşımacılığı yine hükümet tarafından yasaklanınca da "Onlar bizim otobüslerimi durdurabilirler ama yürüyüşümüz durmayacak. Hep birlikte Ankara'ya yürüyeceğiz!" diyerek arkasına aldığı 70.000 kişilik işçi topluluğu ile Ankara'ya yürümüştür. O dönemin sendikal anlayışı fiili harekete geçmeyi öngörüyor ve ona göre adım atıyorsa, bugünkü sendikal anlayış da sanal bir hareket yaratarak Ankara'yı twit yağmuruna tutması ve TrendTopic gündeminden değil 5 gün 15 gün düşmemesini öngörüyor.

Peki sendikalar neden sosyal medya araçlarını kullanamıyor? Aslında benim gördüğüm kendilerince kullanmaya çalışıyorlar ancak YETERSİZ. Bu büyük bir şekilde yazdığım "yetersiz" kelimesi, kelimenin tam anlamıyla yetersizdir. Şöyle ki, Facebook üzerinde grup araması yaptığınızda hemen hemen her sendika şubesinin kendine has bir Facebook grubu olduğunu görürsünüz. Ama göremediğimiz birşey var: O da; grupların içlerindeki profesyonellikten uzak, sadece kendi üyesine hizmet etmeye çalışan ve işkoluyla bağını tamamen koparmış, yeni bir işyerinde örgütlenme kaygısı olmayan, koltuğunu sağlama almış ve sendikanın profesyonel yöneticisi olduğu için kıdem tazminatını alarak emekli olmuş ve hem emekli maaşı hem de yöneticilik maaşı ile geldiği yeri unutarak kendini yaşlanmaya adamış bir yönetici profilidir. İşte bu profildeki yöneticiler sayesinde sendikalar, profesyonel kelimesini sadece her yöneticinin bir sekreterinin olması, altına sıfır kilometre bir araba çekmek (bu durum benim her ne kadar savunduğum bir konu olsa da bir bakıma yanlışlığını da bildiğim bir durum), sadece Facebook üzerinde okey oynamak ya da üyelerle öylesine muhabbet etmek için en güzel bilgisayarları almak ve o yöneticiyi oraya getiren üyeyi, yöneticinin odasına sokmamak için kapıya bir güvenlik dikmek olarak anlıyorlar.

Size kötü bir haberim var saygı değer sendika yöneticileri! Siz profesyonel değilsiniz ve koltuğa oturma hakkınız da yok! Sizin emekli ikramiyenizle aldığınız yazlığa ya da köyünüzde yaptırdığınız eve gidip, bahçenizdeki domatesler olmuş mu onu kontrol etmeniz gerek. Sizin devriniz geçiyor. Siz bir Şemsi Denizer değilsiniz ve tırnağı dahi olmazsınız! Artık genç nesillerin bu koltuğu devralma vaktidir! Sizler yüzünden yeni kuşaklar sendikaları işe yaramaz, işçi parası yiyen bir kurum olarak görüyor. Sendikaların imajı, sizin gibi yöneticiler yüzünden yeni nesil karşısında yerlerde... Ve siz varoldukça ne genç işçiler sizi tercih edecek, ne de hükümet sözünüze kulak verecek!

24 Nisan 2020 Cuma

İnternet Faturası Nasıl Düşer?

Günümüzde gelinen noktada masaüstü, dizüstü, tablet ve akıllı telefonlardan en az bir tanesi hemen herkes tarafından kullanılıyor. Tüm bu cihazların en büyük çekim noktasını ise internet oluşturuyor. İş, eğitim, sosyal medya, haberler, film ve dizi izleme, müzik dinleme, alışveriş yapma, tarif okuma ve daha birçok nedenle internet kullanılıyor. Hatta tıpkı telefonla görüşme yapılmasının sıradanlaşması gibi, internet kullanımı da o denli kabullenildi. İnternet faturalarıysa önemli bir maliyet oluşturuyor. Peki internet paketinizde tanımlı kotayı aşıp ek ücretler ödüyorsanız neler yapabilirsiniz?..

İnternet Faturaları

Kullanmadığınızda İnterneti Kapatın

Akıllı telefon olsun veya olmasın, en etkili çözüm kullanılmadığı sürece interneti kapalı tutmaktır. Örneğin masaüstü bilgisayarınızda işinizi yaparken lavaboya gidip ardından kahve hazırlamak istediğinizde üşenmeden interneti kesebilirsiniz. Yolculuk yaparken bir şeyler atıştırmak istediğinizde de interneti kapatabilirsiniz.

Sosyal medyada ve haberleşme uygulamalarında size ulaşamayanlar arayarak veya SMS atarak ulaşabilir. Sosyal medyada olup bitenleri de bir çırpıda rahatlıkla daha sonra görebilirsiniz. Kısacası, elinizde tutmadığınız sürelerde telefonunuzun internetini ve başında olmadığınız sürelerde de bilgisayarınızın internetini kapatın.

Arka Planda Çalışan Uygulamalara Dikkat Edin

Akıllı telefonunuzun şarjı bir yana, özellikle de internetinizin tüketilmesinde rolü olan kullanmadığınız uygulamalardır. Hiç kullanmadığınız veya nadiren açtığınız uygulamalar başta olmak üzere, tümünün arka planda çalışmasını önleyerek internet kotanızı koruyabilirsiniz. Örneğin borsadaki gelişmeleri veya hava durumunu gösteren uygulamalarınız, sadece siz merak edip açtığınızda internet tüketse, daha iyi olmaz mı?

Güncellemeler ve Yüklemeler

İnternet kotasının en büyük düşmanlarından ikisini güncellemeler ve yeni uygulama yüklemeleri oluşturmaktadır. Aceleniz yoksa, ücretsiz erişim sağlayabildiğiniz bir Wi-Fi bulana kadar güncellemelerinizi ve yüklemelerinizi erteleyebilirsiniz.

Sosyal Medyayla Mesafeli Olabilirsiniz

Sosyal medyayla aranıza biraz mesafe koyarak hem sosyalleşebilir hem sevdiklerinize zaman ayırabilirsiniz. Bu iki olumlu etkisinin yanında, ayrıca internet kotanızı da verimli kullanabilirsiniz.

Kampanyaları Takip Edin

Telekomünikasyon firmaları, yeni müşterileri için yaptıkları kampanyaların benzerlerini kimi zaman kendi müşterileri için de yapmaktadır. Kullandığınız firmanın sosyal medya hesabına ara sıra göz atmanız veya uygulamasında yer alan duyurulara bakmanız faydalı olabilir. Örneğin Turkcell kullanıcıları Salla Kazan ile hatırı sayılır miktarda internet alabiliyor. Bu ve benzer uygulamaları takip etmeniz ve bazen farklı firmalarla yapılan işbirliklerinden yararlanmanızı önerebiliriz.

Siteleriniz İçin Translate Eklentisi

Bildiğiniz gibi internet dünyasında ülke sınırı kavramı söz konusu değil o yüzden sitelerinizin farklı ülkelerden gelen ziyaretçiler için de anlaşılır olması gerekir. Bu yüzden ya blogunuzun ingilizce bir versiyonunu yayınlamak zorundasınız ya da bir çeviri eklentisi kullanmanız gerek. Birçok çeviri eklentisi site tasarımını bozmakta ya da tasarımla uyumlu olmamakta. Bu yüzden bende basit bir kodla bu işi giderdim. Daha önce yazdığım bu yazıma bakarsanız bu konuda güncelleme yapmıştım.

Site Çeviri Eklentisi


Sonuç olarak resimden de görülebileceği üzere sağ üst köşede bulunan buton ile yabancı ziyaretçiler, yeni sekme de açılan Yandex.Translate'in "Website Çeviri" aracı ile Türkçe olarak yazdığım yazılarımı kendi dillerine çevirebilirler. Bende bunu sizlerle paylaşmayı düşündüm ve kodları aşağıda bulabilirsiniz. Tek yapmanız gereken "SİTE ADRESİNİZ" yazısı yerine kendi site adresinizi eklemeniz olacak.

<!-- Site Çeviri Eklentisi --><div><a alt="Translate This Blog" href="https://ceviri.yandex.com.tr/translate?url=SİTE ADRESİNİZ/&lang=tr-en" target="_blank" title="Translate This Blog"><img alt="Trasnlate This Page" src="https://i.hizliresim.com/iVl5Fd.png"></a></div><!-- Site Çeviri Eklentisi -->


23 Nisan 2020 Perşembe

Gördüğüm En Kötü Bloglar


Aslında böyle bir yazı yazmak çok fazla benim tarzım değil ancak artık dayanamıyorum. İnternet dünyası son derece büyük ve sınırlarını bilmediğimiz bir evren haline geldi. Son dönemlerde yapılan yenilikler ve geliştirmelerle birlikte dünya üzerindeki herkes için internet sitesi açmak artık çok kolay... Bunun en büyük örneği sitemin altyapısı olan Blogger... Tabi Blogger benzeri farklı alternatifler de mevcut. Wordpress, Wix, Medium ve Tumblr bu alternatiflerin en bilinen örnekleri. Bu yazımda tabii ki kimseyi ifşalamayacağım ancak ağır eleştirilerim var bu konuda.

Gördüğüm En Kötü Bloglar

Bir blog yazmanın en güzel yanlarından biri kendinizi tüm dünyaya tanıtma fırsatıdır ve bununla birlikte size internet evrenin de dijital bir kimlik kazandırmasıdır. Artık günümüzde birçok büyük şirket, kendi blogu olan insanlara iş mülakatlarında daha fazla önem veriyor. Bunun yanı sıra internette bir dijital kimliğinizin olmasının sizin için farklı avantajları da olabiliyor. Bu avantajların blogunuzun büyüklüğüne göre değişmekte. Sadece blog yazarak bile ek gelir elde eden çok fazla blogger bulunuyor bu evrende... Ancak blog yazmak sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Öncelikle belli aralıklarla düzenli bir şekilde belli bir konu üzerine yazmanız sizin için büyük bir katkı sağlayacaktır. Profesyonel bilinçle ve bilginin paylaşılması gerektiği düşüncesiyle hareket ederseniz başarılı olabileceğinizi düşünüyorum. Ancak gerçekten dikkat edilmesi gereken ve bu yazının asıl konusunu oluşturan konu ise yazım kuralları...

Yaklaşık 10 yıldır blog yazıyorum. Birçok farklı blog açtım ve farklı bloglarda yazarlık yaptım. Bu yüzden birçok webmaster forumunda ve portallarında üyeliğim bulunmakta ve birçok farklı bloggerla etkileşim halindeyim. Özellikle forumlarda açılan bazı konuları gördükçe kendi kendime sinir krizleri geçiriyorum adeta... Bir bloggerın en fazla dikkat etmesi gereken konu olan yazım kuralları ve bazı kelimelerin doğru kullanımları olmalıdır. Ancak insanlar o derece dikkatsiz bir şekilde konu açıyor ki kesinlikle blogger olmaması için elimden geleni yapasım geliyor. Bazı örnek başlıklardan bahsetmem gerekirse; "Bloğumu değerlendirirmisiniz?", "Herkezi yeni projeme davet ediyorum.", "Procem nasıl olmuş"...

Bir bloggerın bu denli yanlış yazımları kendi sitelerine de yansıyor. İnsanların teknik konularda bazı eksiklikleri olabilir ve bunu son derece olumlu bir şekilde anlayışla karşılıyorum. Sonuçta kimse mükemmel değildir. Ancak bir blogger, bu tarz yazım hataları yaparsa sitesinden bir verim beklenmesi söz konusu olamaz. Bazen bu tarz yazım hataları yapan insanları gördükçe, kendi kendime "acaba bu insanların Türkçe öğretmenleri nerede yanlış yaptılar?" diye düşünüyorum. Sonuçta bir insan konuştuğu ana dilini doğru bir şekilde öğrenerek doğru bir şekilde yazması gerekir.

Bundan sonra bu tarz hatalar gördüğüm anda konu ya da blog sahibine son derece sert bir şekilde karşılık vereceğimi de buradan belirtmek istiyorum.

21 Nisan 2020 Salı

Sonunda!


Uzun süredir planladığım ve doğru tasarımı bulamadığım için sürekli ertelemek zorunda kaldığım blog tasarımımı sonunda değiştirdim. Bir dönem eski tasarımıma dönme konusunda da tereddütler yaşasam da sonunda yeni bir tema bularak bu düşüncemden vazgeçtim. Son birkaç gündür bloguma girenler varsa farklı tasarımlar denediğimi göreceklerdir. Temayı seçerken aradığım temel özellikler ise basit, kulanıcı odaklı ve SEO uyumlu olmasıydı. Özellikle SEO uyumlu olması son derece kritik bir seçenekti ve sonuç olarak aradığım temayı buldum.


MyAbdurrahim adlı Endonezyalı bir tasarımcının yapmış olduğu InkaStroy teması olan bu tema son derece hızlı ve farklı tarzdaki bloglar için son derece kullanışlı görünüyor. Aslında bu bilgiyi paylaşmam kendi blogum açısından ne kadar doğru çok fazla emin değilim ancak bilgi paylaştıkça çoğalır diyenlerden biriysem eğer (ki öyle olduğumu düşünüyorum) bu benim için çok fazla sorun olmayacaktır. Dileyen bu değerli tasarımcının adını ya da temasını Google'da arayarak ücretsiz olarak ulaşabilir.

Bu arada tema da eğer doğru boyutlarda resimler kullanır ve doğru bir SEO çalışması yaparsanız, hız ve SEO açısından kesinlikle olumlu farkedecektir.

Güncelleme:

Temamda yeni yaptığım ufak bir düzenleme sayesinde artık blogumda çeviri özelliği de aktif oldu. Hemen sağ üst köşede yer alan çeviri butonuna tıkladığınız sitemi Yandex.Çeviri üzerinde istediğiniz dile çevirebilirsiniz.

30 Mart 2020 Pazartesi

Koronavirüs Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler - 1

Gün geçtikçe artan vaka sayıları ile birlikte ülkemizde alınan tedbirlerin katılaştırılması sonucu insanlar artık evlerinden çıkamaz hale geldiler. Bu durum ise zorunlu olarak işi durdurma veya işveren tarafından işten çıkarılma korkusunu meydana getirdi. Özellikle bazı çalışanlar, evden çalışmak zorunda kaldılar. Bununla birlikte hala birçok çalışan işyerinde faaliyet göstermek zorunda... Bu yazı dizisinde bu 3 ana başlığa detaylıca değinecek ve hem çalışanların hem de işverenlerin eksiklerini ya da unuttuklarını hatırlatacak bir reçete sunmaya çalışacağım.


İşten Çıkarılma Korkusu

Son zamanlarda tüm dünyada oldukça yankı uyandıran koronavirüs nedeniyle birçok ülkede teyakkuza geçilmiş durumda ve sıkı önlemler alınmakta. Kesinlikle alınması gereken önlemlerin başında ise karantina bölgeleri oluşturmak geliyor ve bu bölgelerdeki insanların değil işlerine marketlere dahi gitmelerinin mümkün olmayacağı bir durum ortaya çıkıyor. Ülkemizde sadece bazı köy ve kasabalarda görülen bu olayın yakın zamanlarda şehirlere geleceğini de düşünüyorum. Bu karantina süreci son derece tehlikeli bir süreç olup ülkede hayatın durması anlamına gelecektir. Bu durum ise ülke ekonomimizi derinden etkileyecektir.

Neden mi? Çünkü biz Amerika gibi gelirinin büyük bir kısmını yazılım ve internet şirketlerinden elde eden bir ülke değiliz (başka ülkelerde çıkardığı petrolden gelen geliri bunun içine katmıyorum tabi ki). Son yıllarda sektör portföyömüz her ne kadar hizmet sektörüne kaymış gibi görünse de şu anda ülkemizin en büyük şirketleri halen daha üretim odaklı çalışan şirket yapılarından oluşuyor ve verdikleri hizmetler ise halen daha ürettikleri ürünler üzerinden yürüyor. Karantina süreci ülkemizdeki üretim sürecini derinden etkileyecektir. Özellikle endüstri 4.0'dan söz ettiğimiz ve bir türlü belli ağırbaşlar dışında henüz geçemediğimiz bu üretim süreci işçilerin vasıtasıyla işliyor. Son günlerde bazı şehirlerde uygulanmaya başlanan kişisel karantina ile birlikte üretim sürecinde çalışan birçok insanın yaşamlarını devam ettirebilmek amacıyla bu sürece dahil olduklarını ve kendileri dışında çalışma arkadaşları ile ailelerini de tehlikeye attıklarını gözlemlemekteyiz.

Bunun en büyük nedeni ise işten çıkarılma korkusu... Dünya çapında bir salgın hastalık söz konusu ve ülkemizde yükselen bir grafik sergiliyor bu koronavirüs. Bu doğrultuda ise insanlar panik bir şekilde evlerine kapanmaya temel ihtiyaçları dışında herhangi bir harcama yapmamaya başladı ancak asgari ücretle dahi temel ihtiyaçlarını zor karşılayanları unutan devletimiz halen daha ülke geneli bir karantina ilan etmiyor. Ekonomik yapımızın böyle bir yükü kaldıramayacağını bildiklerini düşündüğüm için onlara da hak veriyorum ancak  bu virüsün yayılmasını durdurmak amacıyla herhangi bir önlem alınmazsa ekonomik anlamda bir yapınında kalmayacağı konusunda da şüphelerim bulunmakta. Şu anda bu virüsten dolayı birçok işyeri derinden etkilenmiş durumda ve küçülmeler başladı. İşçinin elindeki maaş kavramı ortadan kalktı ve çalışanlar kendilerinin ve ailelerinin hayatlarını devam ettirmek için virüs ortamında dahi çalışma eğilimi göstermek zorunda kaldılar.

Bu kaosun önüne geçmek sadece devletin elinde... Genel karantina ilan ederek ekonomik olarak aşırı kırılgan olan işçi sınıfını korumaya yönelik önlemler almaları şart. Örneğin, kira gelirlerinin durdurulması, karantina süresince evden çalışma yapılan işyerlerine vergi teşviği sağlanması vb. Bu önlemler her ne kadar ülke ekonomisi derinden etkileyecek olsa da ekonominin bel kemiği olan çalışanları bir nebze rahatlatacak ve işten çıkarılmaların önüne geçilecektir. Ancak ne yazık ki, otobüs firmalarına yarı yarıya kota getirilirken gişe ücretlerinin aynı kalmasına ses çıkarmayanlar bu önlemleri alma konusunda da bir yere varamayacaklardır. Bu benim kişisel kanaatim... Ancak bu önlemlerin bir an önce alınması ve ivedilikle uygulamaya geçilmesi gereklidir.

23 Mart 2020 Pazartesi

İş Tanımı İle Emek Arasındaki İlişki

Uzun bir süredir, alanıma ilişkin yazılar yazmadığımı farkettim ve uzun süredir kendi içimde derinlemesine düşündüğüm bir tartışmayı yazmak istedim. Belki sizlerde yorumlarınızla bana yeni bir bakış açısı katabilirsiniz.


İş tanımı size göre emek veren bireyleri yani işçiyi koruyan bir unsur mudur? Günümüzde, ülkemizde bu tanım ne denli başarılı uygulanmaktadır ve şu an bulunduğum ülke olan Avustralya'da nasıl işlemektedir? Öncelikle ikinci ve üçüncü sorulara ilişkin kısa açıklamalar yazarak son soruyu cevaplayacağım ve ardından konuyu sizin değerli yorumlarınıza bırakacağım.

İlk olarak şu anda yaşadığım ülke olan Avustralya'dan örnek vermek istiyorum. Dil eğitimi için geldiğim bu ülke bir çok yeni arkadaş edindim ve Türk arkadaşlarımın birçoğunun yolu Türk kebap dükkanlarından geçmiş. Çalışmak aslında insana hiçbir şey kaybettirmez. Tabii ki aşırıya çıkılmadığı sürece... Ancak bu durum Avustralya'da çalışanlar açısından değişiyor çünkü saatlik çalışma sistemi ile birlikte insanlar ne kadar çok çalışırlarsa o kadar çok para kazanmış olacaklar. Bundan dolayı insanlar çalışmak zorundalar. Ancak benim gibi öğrenci olanlar için durum çok daha farklı... Çünkü öğrenciler ve yarı zamanlı çalışan kişiler genellikle bir iş tanımına bağlı kalmadan çalışmak zorundalar ve bu durum emeğin sömürülmesi için büyük bir fırsat doğuruyor. Özellikle lokantalar ve restaurantlar bu durumun en çok yaşandığı yerler. Eğer bir öğrenci spesifik bir konuda işe alınmadıysa bütün pozisyonlara kaydırılabilir ve joker konumunda kullanılabilir.

Gelelim sıradaki sorumuza; ülkemizde iş tanımı unsuru ne denli başarılı uygulanmaktadır? Açıkcası küçük ve orta büyüklükteki işletmeler için durum Avustralya'dakinden farksız değil. Deneyimlerime dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim ki ülkemizde her pozisyon için bir iş tanımı belirtilmiş olsa da uygulanması bakımından son derece aksatılan bir konudur. Aslında hangi işletmeye giderseniz gidin sorduğunuzda bir iş tanımının varlığını görebilirsiniz ancak gün sonunda herkes her işi yapmaktadır ve iş tanımı gücünü kaybetmektedir.

Peki iş tanımı çalışanı nasıl korur? İşte bu en önemli sorudur. İş tanımı, genel bir çalışanın hangi işlerden sorumlu olduğunu gösteren bir genel tanımdır. Bu genel tanım sayesinde çalışanlar kendi yetki alanlarını görebilir ve yapacakları işin niteliğini görürler. Aslında teorik olarak bakıldığında ve teoriye uygun bir şekilde uygulandığında organizasyon yapısını ve işletme operasyonlarını açık bir şekilde ortaya döken ve kesinlikle çalışanı koruyan bir unsurdur. Şahsi fikrime göre kesinlikle her toplu iş sözleşmesinde bulunması gereken bir detaydır da aynı zamanda... Eğer sendikalar işçiyi korumak istiyorlarsa, işletmelerin iç yönergelerinde bulunan iş tanımlarını toplu iş sözleşmelerinde de aynen belirtmeleri ya da en azından atıf yapmaları gerekmektedir. Böylelikle bazı durumlarda çalışanlar ile işletmeler arasında ortaya çıkabilecek yetki tartışması ve iş tanımında çakışmaları da en aza indirgemiş olurlar.