Son Yazılar

29 Kasım 2021 Pazartesi

Blogger İçin Cloudflare CDN Kurulumu

Cloudflare, özellikle internet güvenliği, DDoS, alan adı ve sunucu gibi konularda hizmet veren Amerika merkezli bir şirket. Son dönemlerde webmaster sitelerinde sürekli olarak karşımıza çıkan Cloudflare, sağladığı ücretli ve ücretsiz hizmetlerle sitenizi hem çok daha güvenli bir hale getiriyor hem de cache özelliği sayesinde sitelerinizi %30'a kadar hızlandırabiliyor. Siber saldırılar konusunda da adeta bir kalkan gibi sitenizi koruyor. 

blogger-icin-cloudflare

Bu servisten neden bahsedeceğime gelecek olursak; blogumu ilk açtığım yılları geçecek olursam özellikle son iki üç  yıldır yoğun bir şekilde yabancı site ve ülke kaynaklı ziyaretçiler gelmekteydi. Sürekli olarak Rusya, Amerika, Kanada gibi çeşitli ülkelerden gelen ziyaretçi akınıyla nasıl başa çıkarım diye düşünüp duruyordum. En son R10.net webmaster forumunda konu açarak yardım istedim ve bana Cloudflare önerdiler. Sitemin altyapısı Blogger olduğu için Cloudflare entegrasyonu ile alakalı Türkçe bir makale bulamadım. Aramalarım sonucunda ise Techrbun sitesinde detaylı bir anlatım buldum. Aslında burada anlatacaklarım konusunda bu sitede yazılı olanların daha kısa, öz ve Türkçe hali diyebilirim. Cloudflare deneyimlerimi sizlere ilerleyen zamanlarda detaylı olarak aktarırım şu anda sadece kurulumundan bahsedeceğim.

Kuruluma geçmeden önce bu kurulumu gerçekleştirebilmek için bir özel alan adı sahibi olmalısınız ve bunu Blogger sitenize bağlamış olmalısınız. Blogspot.com şeklindeki uzantılar için Cloudflare kurulumu yapamazsınız.

Öncelikle Cloudflare sitesine girip üye olmalısınız.

cloudflare-uyelik
Üyelik bilgilerinizi doldurduktan sonra karşınıza çıkan sayfada site adresinizi yazarak sitenizi Cloudflare'a eklemeniz istenecek.
 
alan-adi-secme

 

Daha sonra aşağıdaki görseldeki gibi altta belirtilen ücretsiz hizmeti seçin ve devam edin.

plan-secme-cloudflare


Bu adımları tamamladıktan hemen sonra karşınıza çıkan sayfada özel alan adınız için verilen DNS kayıtlarını göreceksiniz. Bu kayıtları alan adını almış olduğunuz yer sağlayıcı da Cloudflare'ın size gösterdiği şekilde değiştirin.

cloudflare-nameserver-degistirme

Bu değişikliği yaptıktan sonra resimde gördüğünüz "Done, check nameservers" butonuna basın ancak alan adınızın nameserverlarının güncellenmesini ve Cloudflare sunucularına bağlanmasını beklemeniz gerecek. Bu süreç yaklaşık olarak 48 saat kadar sürebilir.

Bu adımları tamamladıktan sonra Cloudflare size bazı hızlı ayarlamalar gösterecek bunların hepsini "Enable" butonuna basarak aktif hale getirin.

Tüm adımları tamamladıktan sonra Cloudflare (nameserver yönlendirmeleri de tamamlandığında) aktif hale gelmiş olacaktır.

28 Kasım 2021 Pazar

Gönüllü Ekipler İçin Ücretsiz Zoom Alternatifleri

Şu anda dünya üzerindeki sorunlar düşünüldüğünde emin olabilirsiniz ki her bir sorun için birbirinden bağımsız binlerce gönüllü ekip birtakım çözümler üretmek için çaba gösteriyor. Bu çözümlerin üretilmesi, fikir olarak ortaya çıkması ve beyin fırtınası yapılması aşamasında da sayısız toplantılar yapılıyor ya da yapılması gerekiyor. Özellikle yaşadığımız bu son pandemi süreci ile sosyal mesafe kuralının son derece önemli olması ve online toplantı modüllerinin büyük rağbet görmesi ile büyük şirketlerin bu yazılımları bir kar aracı olarak görmesi ile gönüllü grupların toplantılar için ekstra bir maliyet yükünün altına girmeleri de kaçınılmaz oldu. İşte bende birkaç farklı gönüllü grubun bir üyesi olarak bu yazımda toplantılar için kullandığımız alternatiflerden bahsetmek istiyorum.

zoom-alternatifleri

Google Meet

Tabi ki Google gibi bir şirketin bu alanda olmaması hayal dahi edilemez diye düşünüyorum. Ülkemizde çok fazla kullanıcısı olmadığından Google aslında bu servisini Hangouts ile birlikte yıllardır şirketlere halihazırda sunuyordu. Pandemi sürecinde Zoom gibi modüllerin piyasayı domine etmelerinden hemen sonra Google bir adım atarak Hangouts Meet adındaki bu özelliğini tüm Google üyeleri için ücretsiz hale getirerek, Hangouts'dan ayrı bir modül haline getirdi ve Meet adıyla tüm üyelere ücretsiz bir şekilde sundu. Şu an için İOS, Android için indirilebilir olan bu uygulamaya online olarak web tarayıcınızdan da bağlanabilirsiniz. Ayrıca toplantı kayıtlarını da Google Drive hesabınıza yedekleyebiliyorsunuz.

Yandex Telemost

Bir bilgisayar uygulaması da bulunan Telemost'ta Yandex tarafından geliştirilmiş bir başka alternatif... Aslında işlevsel olarak aşırı basit ve çok kullanışlı bir uygulama ancak kullanmak için Yandex hesabınızın olması gerekiyor. Belirtmek isterim ki belki profesyonel toplantılar için bu uygulama sorun oluşturabilirmiş gibi bana.Yaptığım denemelerde toplantının kaydını bilgisayarıma doğrudan kaydetti aslında ancak uygulama toplantı içeriğini kaydetmemiş. Yani uygulamanın penceresi görünüyor ancak uygulama penceresi içerisinde katılımcıların görüntülerini almamış. Muhtemelen yeni güncelleme ile düzeltilecektir ancak siz yine de uygulamayı kullanmadan önce deneme kayıtları yapmayı unutmayın.

Skype Meet

Skype, aslında yıllardır görüntülü görüşmeye imkan vermesinden dolayı çok uzun zamandır kullanılan klasik bir yöntem haline geldi. Ancak Zoom'un alternatifi olması için Meet adında yeni bir alt servis ortaya çıkardı. Skype Meet ücretli bir versiyonu olan iş odaklı ve online toplantı amaçlı oluşturulmuş bir proje ancak 30 günlük deneme sürümü ile toplantı kayıtlarını bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz. 30 günden sonra toplantı kayıtlarını alamayacağınız ücretsiz sürümle devam edebiliyorsunuz. Bu özelliğinden dolayı son sırada kendisinden bahsetmeyi tercih ettim.

25 Kasım 2021 Perşembe

Sanal Evrenlere Merhaba Deme Vakti

Geçtiğimiz aylarda sıkça konuşulan konulardan biri oldu bu sanal evrenler... Özellikle Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg'in Meta adında yeni bir şirket kurduğunu ve Metaverse, yani sanal dünyalara, yatırım planlarının olduğunu açıklamasından sonra tüm bloglarda, gazetelerde, haber sitelerinde, Youtube kanallarında konuşulmaya başlandı bu konu... Peki nedir arkadaş aslında bu Metaverse olayı, nedir bu sanal dünyalar?
 
metaverse-facebook

Büyük bir çoğunluğumuzun izlediğini düşünerek doğrudan Ready Player One filminden yola çıkarak anlatacağım bu konuyu... Ready Player One filminde, dünyadaki tüm insanlar sanal gerçeklik gözlükleriyle bağlandıkları bir ağ üzerinden sanal bir dünyada kendi avatarlarını oluşturup, çeşitli görevler yapıyor, oyun oynuyor ve ticaret yapıyordu. İşte Metaverse'de tam olarak bu tarz bir sanal dünyanın inşasını konu ediniyor. İçin oyun oynayabilir, kendi avatarlarınızı oluşturabilir, Metaverse Coinler ile alışveriş yapabilir, NFT projelerinizi satabilir ve yeni coinler kazanabilir daha sonra da bunları harcayabilirsiniz. Gerçek hayatta yaptığınız herşeyi sanal gerçeklik ortamında sanal bir dünya da sanal bir şekilde aynen yapabilirsiniz.

Araştırmacıların ve bazı teknoloji blogu yazarlarının göre bu çalışmalar ilerleyen zamanlarda zihnin aktarımı konusunu gündeme getirecek ve doğrudan insan zihninin bu sanal ortamlara aktarılmasıyla artık dijital yaşam döngüsünün hayatımıza gireceğini, Metaverse projesi ile Neuralink projelerinin bu ortak amaç uğruna ortaya atılmış birbirini tamamlayan iki proje olduklarını ve artık gerçeklik algımızın tamamen sanal dünya olacağına yönelik teorilerine dahi denk geldim. Ancak bence bu aşamaları düşünmek için henüz erken...

Metaverse projesi bir blockchain projesi olarak karşımıza çıkıyor ve Metaverse hayatımıza girdikten hemen sonra oluşabilecek algıları konuşmak gerek... Özellikle ülkemizde, sosyal medya kullanımı konusunda yeterli eğitimi olmayan ebeveynlerin evlatlarına verebilecekleri tek eğitimin kısıtlama olduğunu, devlet politikalarının çıkarılan kanunlar ve yasal düzenlemelerle internet ortamında bulunan mecraları kendi düşüncelerine göre zararlı görmelerinden dolayı kısıtlamaya ve hatta kapatmaya çalışmalarını göz önünde bulunduracak olursak, Metaverse için endişelenmemize ya da düşünmemize daha çok var demektir. Öncelikle bu konuyu açıklığa kavuşturmalıyız. Engelleyerek hiçbir şeyi yok edemeyiz.

24 Ekim 2021 Pazar

Blog Projeleriniz İçin Neden Blogger Tercih Etmelisiniz?

Genelde webmaster forumlarına ya da platformlarına baktığınızda insanların blog projeleri için sürekli olarak Wordpress tercih ettiklerini, Blogger için çekingen davrandıklarını görürsünüz. Ancak bana göre blog fikri zaten başlı başına bir hobi özelliği taşıyan ve tamamen insanların isteğine göre şekillenebilecek bir proje türü olduğu için bu işin en masrafsız hali Blogger en iyi seçenektir her zaman. Tabi ki birçok webmaster Blogger'ın yeterince profesyonel olmadığını SEO ve özgünleştirme konusunda Wordpress'in daha iyi olduğunu savunmakta ve bence bu konuda da sonuna haklı bir iddiayı desteklemekteler. Ancak "Neden Blogger?" sorusuna verebileceğim cevaplar her zaman aynı olacaktır.

blogger

Ücretsiz
 
Bir kere blog konusu dediğim hobi amaçlı yapılıyorsa ve herhangi bir gelir amacı söz konusu değilse Blogger bence en iyi seçenek. Neden zaten gelir beklentin olmayan bir projenin altyapısı ve tanıtımı için gereksiz harcamalar yapasın ki? Ayrıca maliyet konusunu geçtim. Wordpress ile tüm ayarları kendin kontrol edebilmenden dolayı olay artık bir yerden sonra "şu ayarı da yapayım, şunu da düzelteyim öyle paylaşırım" gibi bir duruma düşüyor. Wordpress için sürekli gelen güncellemelerle arama motoru optimizasyonunu en iyi biçimde yapmak için yeni eklenti ya da eklentiler satın almak gerekebiliyor. Eğer sizde benim gibi hobi amaçlı bir proje hedefliyorsanız Blogger en güzel seçenek olacaktır.

Kullanımı Kolay
 
Blogger çok tümleşik ve basit bir sistemdir. Tema değiştirmek ya da yeni tema yüklemek kolaydır. Kodlama bilmiyorsanız internette birçok ücretsiz Türkçe tema bulabilirsiniz. Dahası yazı eklemek, paylaşmak, gönderi oluşturmak, ayar yapmak oldukça kolay ve basittir. Hiçbir kodlama dili bilmenize ya da profesyonel biri olmanıza gerek yok. Her işinizi basit bir şekilde halledebilirsiniz ve bunları ücretsiz bir altyapı ile ömür boyu saklayabilirsiniz.

23 Ekim 2021 Cumartesi

Sendikalar İçin Teknolojik Tavsiyeler

Uzun süredir, hatta blogumu ilk açtığım günden beridir, sendikalarla ilgili birtakım makaleler yazıyor ve birilerine ulaşmaya ve ulaştırmaya çalışıyorum. Ancak gördüğüm o ki eleştirilerimin birçoğu gözler önüne serilirken verdiğim tavsiyelerin birçoğu da ne yazık ki kulak arkası edilmeye hep devam ediyor. Her başarılı sendikadan görmeyi beklediğimiz hareketler bunlar...

sendika-teknoloji
 

Neyse ki bu yazımda başlıktan da anlaşılabileceği üzere "başarılı sendika nasıl olur" ya da "işçinin hakkını hangi sendika daha iyi savunur" gibi değil de "teknolojiyi sendikalar nasıl kullanmalıdır ve kullanabilir" bir öneriler zinciri şeklinde sizlere bir yazı sunmayı düşünüyorum. Öncelikle belki de daha önce yazdığım yazılarımda söylediklerimi tekrarlar nitelikte bilgiler vereceğim ancak bu sefer biraz daha istatistiklerle ve net bilgilerle konuşmayı düşünüyorum. Şimdi isterseniz hemen başlık başlık başlayalım ya da konuyu okumak için biraz daha bekleyin ve yeni yazacağım e-kitabı ücretsiz indirerek okumayı deneyin. Tabi kitap biraz daha detaylı ve bol içerikli olacak...

Youtube

Dünya üzerinde yaklaşık 2.3 milyar üyesi bulunan sosyal ağ, özellikle ülkemizde medyaya başkaldırı gösteren eski TV kanalı yayıncılarının ve amatör sunucuların sığındıkları ilk mecra olma özelliğini taşıyor. Özellikle muhalif bir görüş benimsiyorsanız Youtube'da kendinize has bir kitle edinmeniz oldukça kolay oluyor. Tabi ki her sendika doğası gereği muhalif olmak zorundadır. Buradan hareketle Youtube sendikaların yaptıkları işleri, eğitimlerini, hizmetlerini ya da düzenledikleri basın açıklamalarını yayınlayabilecekleri muhteşem bir ortam olarak karşımıza çıkıyor. İnsanların ilgisini çekmek, kullanıcıları kendinize abone etmek ya da beğeni sayılarınızı artırmak için diğer sendikaları kışkırtmanıza gerek yok. Bir sendika uzmanı olarak paylaşabileceğiniz şeylerin listesini çıkarın ve bunları yayınlamaya başlayın.

Twitter & Facebook

Artık sosyal medya kelimelerini kullandığımız anda aklımıza ilk gelen platfromlar olan Twitter ve Facebook hakkında çok fazla detaylı şeyler yazmama gerek olduğunu düşünmüyorum. Twitter'ın etiket özelliği ile Facebook'un gruplar özelliği zaten sendikalar tarafından aktif olarak kullanılan ve belli bir kampanya ile alakalı ilk başvurdukları yöntemler oluyor. O yüzden sizlere biraz daha farklı ve şaşırtıcı şeyler sunmam gerektiğini düşünüyorum.

Instagram

Instagram konusunda sizi çok fazla şaşırtacak şeyler söylemeyeceğim. Sonuçta sendikada yenen yemeklerin resimlerini ya da sadece sendika binasının fotoğrafını paylaşacak değilsiniz. Instagram ile oluşturduğunuz bir kampanyanızı desteklemek biraz zor olacaktır. Ancak burayı bir duyuru ve anlık canlı yayın aracı olarak kullanabilirsiniz. Takipçilerinize, hikayeler ve gönderiler paylaşarak kampanyalarınızın duyurularını yapabilir ve canlı yayın özelliği ile basit bir telefon aracılığıyla eğitimlerinizi ya da etkinliklerinizi üyelerinize anında ulaştırabilirsiniz.

Tumblr

Aslında bundan 8 yıl önce gerçekten popüler ve adından sık sık söz ettiren bir platformdu Tumblr. Son dönemde şirketin zor bir süreçten geçmesi ve sürekli olarak el değiştirmesi, gündemden düşmesi ve platforma yenilikler gelmemesi, bu platformun kullanılırlığını azalttı. Ancak sendikaların etkinliklerinde ve projelerinde kullanabilecekleri blog eksikliğini çok kolay ve basit bir şekilde giderebilecek bir platform. Düzenlenecek etkinlikler için bilgilendirici metinlerin olduğu, sosyal medya üzerinde yapılan paylaşımların bir araya toplandığı bir dijital almanak oluşturmak için kullanılabilir. Son derece kullanışlı ve güzel bir sunumla büyük bir etki bırakabilecek biçilmiş bir kaftan.

E-Posta

Haftalık ya da aylık bültenler, sendikalar ve araştırmacılar için mükemmel bir takip aracıdır. Sendikalar yaptıkları faaliyetleri bu bültenlerle yayınlayarak online varlıklarını üyelerine ve meraklılarına paylaşabilir ve böylece kendi takipçi kitlelerine haftalık ya da aylık bilgilendirmeler yapabilir.

Şimdilik bu konular hakkına basit bilgiler vermeyi yeterli buluyorum. Çok daha detaylı bir bilgilendirme için elektronik kitabın daha doğru bir kaynak olabileceğini düşünüyorum.

9 Ekim 2021 Cumartesi

Sendikalarda İnsan Kaynakları Süreçleri

Bildiğiniz üzere bir süredir dil eğitimi için yurtdışındaydım. Artık Türkiye'ye dönüş yaptım ve klasik iş arama süreçlerine girdim. Bir süredir tekrar sendikalarda iş bulmak için emek sarfediyorum. Aslında yine eski yazılarımdan birinde de bahsetmiştim: İş aramak tam zamanlı bir iştir. Bende bu kuralla hareket ederek, iş arama sürecimde acele etmeden serin kanlılıkla tüm yakın ilişkilerimi kullanmaya ve yeni çevreler edinmeye çalışıyorum. Ancak sendikalarda iş bulmak ne yazık ki bilgisayar başında oturup Linkedin ya da Kariyer.net gibi internet sitelerinde yayınlanan ilanlara başvurmak kadar basit olmuyor.

sendika
 

Daha önceki yazılarıma yine atıfta bulunmam gerekirse sendikaların personel profillerinden ve iç yapılarından bahsetmiştim. Bu konulara daha fazla değinmeyeceğim. Burada bahsetmek istediğim şey ise iş arama süreçlerinde başımdan geçenleri genel geçer bir şekilde sizlere aktarmak. Öncelikle sendikalarda çalışmak isteyen biriyseniz bu kararınızı iki defa düşünün. Bunun nedeni sendikal kariyeriniz ve tecrübeniz sendikalar dışında başka hiçbir kurumda işe yaramaz. Özellikle özel sektöre yaptığınız başvurular saniyesinde red edilir. Bu yüzden bu konuda nasıl bir kariyer planlaması yapacağınıza önceden karar vermelisiniz.

Kesinlikle ama kesinlikle işe uygun eleman alınmasını beklemeyin. Alice ile birlikte Harikalar Diyarı'nda yaşamıyorsunuz. Burası bir sendika, burada her zaman elemana uygun iş uydurulur, işe uygun eleman bulmak işçinin hakkını savunan kurumlara göre bir şey değildir. Nerede bir akraba, bir tanıdık ya da bir gün işimize yarayabilecek, işimizi görebilecek biri varsa ilk onu alalım düşüncesiyle hareket eder işini hakkıyla yapan sendikalar... Yoksa toplu iş sözleşmesinde işe yarayan bir hamle yapabilecek bir toplu iş sözleşmesi uzmanına ya da uluslararasında yerimizi iyi bir konuma getirebilecek bir dış ilişkiler uzmanına ya da sendikamız bünyesinde yeni işyerleri örgütleyebilecek bir çevresi olan örgütlenme uzmanına neden ihtiyaçları olsun ki bu güçlü sendikaların... Lütfen ama bu konular zaten zamanla kendiliğinden rayına oturabilecek işler, hiçbir şey olmadı en kötü işveren işçilerinin hakkını layıkıyla savunan bir toplu iş sözleşmesi hazırlar, bizim bu işin ehli sendikacılarımız da onu imzalar. Bu işin ehli sendikacılarımızın bunlardan çok daha önemli işleri de vardır. Antalya'da, Bursa'da, Erzurum'da, Muğla'da ya da Niğde'de başkanlar kurullarını toplayıp sonraki seçimin hazırlıklarını konuşup tatil yapmaları lazım.

İşin latifesi bir tarafa ne yazık ki ülkemizdeki sendikalar profesyonel yapıya erişmedikleri için, sendikacılarımız da profesyonelliği sadece bir seçim propagandası olarak kullandıkları için sendikalarda insan kaynakları süreçleri konusunda bir gelişmeden ya da benzeri bir durumdan söz etmem mümkün değil. Sadece size söylebileceğim eğer ki gerçekten severek yapabileceğinize inanmıyorsanız, yol yakınken sendikal kariyerden uzak durmanız.

Bana sorarsanız "sen neden devam ediyorsun? diye. Ben gerçekten sendikal kariyer hedefleyen ve sonuna kadar bu kariyerin meyvelerinden faydalanabileceğimi düşündüğümden dolayı bu konuda halen daha ısrarcıyım. Benim gibi düşünen değerli uzmanlar, umarım bir gün yollarımız kesişir ve sizlerle tanışma fırsatını elde edebilirim. Görüşeceğimiz güne kadar, sevgiyle ve özellikle sabırla kalın...

8 Ekim 2021 Cuma

Çelik Kadar Sağlam Platform: Twitter

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız o büyük Facebook Grubu'nu oluşturan servislerin kesintisini hatırlarsınız. İnstagram, Whatsapp ve Facebook'a 6 saat boyunca ulaşamadık ve Twitter ve Telegram için adeta bir şahlanış günü oldu. Hatta o kadar ki Twitter, anlık aktif kullanıcı sayısındaki artıştan dolayı kullanıcıların mention ve twit akışlarını göremediklerini ve bu problemlerin kısa sürede giderildiğini açıklayan bir özür twiti yayınladı. Ayrıca kullanıcıların raporlarına göre de Telegram'da yoğunluktan dolayı yavaşlık yaşandığı bildirildi.

twitter
 

Peki Facebook mühendisleri nasıl oldu da bu duruma müdahele edemedi? Bu sorunun cevabına geçmeden hemen önce biraz klasik olarak bu ve benzeri durumların her yaşanmasında ortaya atılan iddialardan bahsetmek gerek... Klasik bir kere Facebook'un hacklenmesi dedikodusu kesinlikle döndü hatta ve hatta Twitter CEO'su Jack Dorsey'de bu muhabbete katıldı. Bir kullanıcı Facebook'un hacklenerek alan adının satışa çıkarıldığını gösteren bir twit attı ve Jack Dorsey ise fiyatını sordu. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Jack Dorsey, alaycı bir üslupla da olsa Twitter'ın gücünü bir kere daha ortaya koydu.

Bunun haricinde Facebook, İnstagram ve Whatsapp bilgilerimizin sızdırıldığı ile ilgili dedikodular zaten döndü ve sürekli olarak dönmeye devam ediyor. Burada sıradışı olan taraf kullanıcı sayısındaki abartıdan geliyor. Kesintinin 6 saat sürmesinden dolayı çalınan profillerin sayısı da fazlalaştı. Tam tamına 1.5 milyar profil bilgisinin çalındığı iddia edildi. Ancak hem Amerika'nın önde gelen üniversitelerinden hem de dünyanın en büyük siber güvenlik firmalarından olan Karspersky'den gelen açıklamalarla böyle bir durumun olmadığı bilgisi verildi.

Kesintinin ilerleyen saatlerinde öğrendik ki Facebook bir açıklama yaparak bu durumun nedenlerini blog sayfasında tüm dünya ile paylaştı. Facebook yaptığı açıklamada “Bir altyapı sorunu yaşadık, sorunu çözebilecek materyallerimiz de hata verdiğinden dolayı süreç uzadı.” diyerek süreç hakkında bilgi vererek tüm iddialara açıklık getirmiş oldu.

Şimdi tüm bu dedikoduları bir kenara bırakarak çelik gibi sağlam platform Twitter'a bakalım. Bir anda gelen kesinti ile birlikte Twitter tarihindeki en fazla anlık aktif kullanıcıya ulaşan platform bu gibi durumlara daima hazır olduklarını sadece o anda yaşanan aşırı yüklenmenin beklediklerinden çok daha fazla olduğundan dolayı bazı servislerde çok kısa süreli bir kesinti yaşadığını duyurdu. Kullanıcıların güvenilir limanı olarak dimdik ayakta duran Twitter, Facebook bünyesindeki platformlarda yaşanan kesinti fırsatını iyi değerlendirmişe benziyor.

Twitter'ın yanı sıra Telegram'da aynı şekilde kendini öne çıkaran ve yoğunluk yaşamasına rağmen ayakta kalan platformlardan biri oldu.

9 Eylül 2021 Perşembe

İşgücünün Yeni Tehdidi: Tesla Bot

Geçtiğimiz günlerde yapılan bir etkinlikte yer alan Elon Musk, Tesla'nın yeni bir ürününü tanıttı. Hepimizin bildiği üzere Tesla, şu anda dünya üzerinde elektrikli otomobiller konusunda çığır açan ve sektöre liderlik eden bir şirket... Ürettiği otomobillerdeki otomatik pilot özelliği ise özellikle Amerika'da oldukça popüler konumda.

tesla-bot

Elon Musk son zamanlarda sürekli olarak SpaceX projesi ile gündeme gelse de geçtiğimiz günlerde katıldığı bir etkinlikte Tesla'nın yeni ürünü olan Tesla Bot'u tanıttı. Peki nedir bu Tesla Bot? Tesla Bot, belki "I am Robot" filminden de hatırlayabileceğiniz gibi ev işleri ve basit işlerde yardımcı olması amacıyla üretilmiş bir robot. Özellikle filmi hatırlayanların aklına ya bu robotta filmdeki gibi cinayet işlemeye kalkarsa diye düşünebilirsiniz. Öncelikle Elon Musk, bu konuyla alakalı tüm önlemleri aldıklarını açıklamış. Saatte 5km'den fazla hızlı olamayacak, anlık olarak kapatma imkanı sunulacak gibi birtakım önlemler alınmış durumda.

Peki bu Tesla Bot işgücü açısından ne gibi sorunlar ya da çözümler ortaya çıkarıyor bir göz atalım isterseniz. Aslında bir işletmeci olarak düşünüldüğünde basit birtakım işler için (eşya/ürün taşınması, hammaliye işleri, restaurantlar için garsonluk, hizmet sektörü için müşteri ilişkileri ya da halkla ilişkiler gibi) son derece kolaylaştırıcı bir ürün olarak karşımıza çıkıyor. İşletme ve müşteri arasında köprü vazifesi görebilecek bir ürün olan bu Tesla Bot'ların çalışma presipleri ve çalışma alanları da oldukça genişletilebilir. Örneğin, ülkemizde çok yaygın olmayan ancak özellikle Amerika, Avsutralya gibi ülkelerde oldukça yaygın olan evcil hayvan gezdirme işleri ya da yemek sipariş teslimatları gibi işlerde son derece kullanışlı olacağı kanaatindeyim. Ülkemizdeki Getir gibi Uber Eats şeklindeki kuruluşlar maliyetleri azaltmak için bu ürünü test edeceklerdir. 

Bu durum bu alanda çalışan vasıfsız işgücü olarak nitelendirebileceğimiz herhangi bir beceri ya da eğitim gerektirmeyen işkollarında çalışan insanlar için yeni bir tehdit olarak görülebilir. Bununla ilgili olarak Elon Musk ise çözüm niteliğinde olabilecek bir öneri sunuyor: Vatandaşlık Maaşı... Yani her insana vatandaş oldukları devletlerden ödenecek ve temel yaşam masraflarını karşılayabilecekleri bir maaşın ödenmesi. Peki sadece bir hastalıkla bile son derece derin bir şekilde sarsılan dünya ekonomisi bunu kaldırabilecek mi? Bu vatandaşlık maaşı uygulamasının dünya üzerindeki tüm devletler tarafından uygulanabilecek mi? İnsanlar arasındaki eşitliklerin sağlanması konusunda vatandaşlık maaşı yeterli olacak mı? Daha bu konuyla alakalı sorulabilecek birçok soru dururken Tesla Bot'a çözüm olarak üretilebilecek farklı yollarında olabileceği düşüncesindeyim.

18 Ağustos 2021 Çarşamba

Yeni Bir Gelir Kaynağı: Twitter

Bildiğiniz üzere Twitter, mikro blog olarak adlandırdığımız ve temelde sms kullanımını ilham alarak ortaya çıkan bir sosyal medya platformu. Şu anda hali hazırda dünya genelinde 340 milyon üyesi bulunan bu platform artık içerik üreticiler ve fenomenler için yeni bir gelir kaynağı haline gelmek üzere. Super Follows özelliğini çok önceden duyuran Twitter, bu özellikle birlikte YouTube'da hali hazırda uygulanan Katıl butonunu örnek almış diyebiliriz. 18 yaşından büyük, en az 1000 takipçisi olan hesaplarda menüdeki Para Kazan butonu ile erişilebilen özellik için son 30 içinde en az 25 tweet atmış olmalısınız. Kısacası aktifliğinizi kanıtlamalısınız.

 

twitter-spaces-super-follows

Bunun yanısıra Club House'un ortaya çıkardığı sesli konferans özelliğini Spaces adıyla kendisine entegre eden Twitter, buradan da yeni bir gelir modeli oluşturuyor. Artık burada yapılacak sesli konferanslarda bilet satışı yapılabilecek. Özellikle bilet fiyatlarının uygun bir seviye de tutulması ve konuşmacıların ilgi çekici olması ile özellikle pandemi döneminde kendi ilgi alanında bilgi almak isteyen kullanıcılar için gayet kullanışlı bir özellik olabilir.

Ayrıca Facebook gibi alışveriş sekmesini de denemeye alan Twitter, özellikle gelir modelleri konusunda son dönemlerde büyük bir atılım yapmaya başladığını görüyoruz. Aslında geç kalınmış bir hamle mi yoksa yapılmaması gereken bir durum mu emin olamıyorum. Ancak pandemi süreci içerisinde kullanıcıyı kendine sadık hale getirmek ve ondan olabildiğince faydalanmak sosyal ağların temel prensibidir. Kullanıcıların yaptıkları her hareketi takip etmek ve bu hareket doğrultusunda özellikler geliştirmek ya da entegre etmek, sosyal ağların bu piyasada tutunmalarını sağlayacak yegane şeydir.

13 Ağustos 2021 Cuma

Yerli Sosyal Ağlarda Eski Ama Yeni Bir Girişim: Yaay

Daha önceki yazılarımda sürekli yerli sosyal ağ platformlarından, gelişimlerinden ve bunların eksikliklerinden sık sık bahsettim. Aslında ülkemizde yerli bir sosyal ağın nasıl olması gerektiği ve yerli sosyal ağ mantığının neden hep eksik kaldığını az çok hepimiz biliyoruz. Yetersiz reklam bütçeleri, yatırımcı desteklerinin az olması, melek yatırımcı dediğimiz konuların ne yazık ki ülkemizde çok fazla işleyen bir mekanizma olmaması gibi nedenler hep karşımıza çıkıyor. Daha öncesinde yapılmış birçok projenin tekrar etmesi de bu konuda yapılan hatalardan birtanesi...

Yaay

 

Daha önce karşımıza çıkan projelerden birtanesi olan Yazbee'de ne yazık ki benzer nedenlerden dolayı tutunamamış ve kapanmıştı. Arkasında teknoloji alanında ülkemizdeki önde gelen firmalardan biri yer alsa da yetersiz kaynak sebebiyle altyapı maliyetlerini karşılayamamış ve borçlarına istinaden projeye el konulmuştu. Şimdi ise projeye el koyan Türk Telekom bu projeyi kendi bünyesinde Yaay adıyla yeniden hayata geçirdi. Yazbee'nin tüm özelliklerini aynen olduğu gibi elinde tutarak sadece renk değişimi ile yeniden alan Türk Telekom'un bu iş öyle çok büyük bir bütçe ayırdığını düşünmüyorum. Ancak ülkemizin en büyük şirketlerinden birinin bu konuda atılım yapmasının yararlı olduğunu görüyorum. En azından Yaay, altyapı konusunda ve reklam konusunda diğer oluşturulan projelere oranla yetersiz kalmayacak ve arkasında büyük bir teknik destek gücünün olduğunu hissettirecektir.

Yetmez mi? Hızlı ve Öfkeli 9?

 Ne kadar hızlı da olsan ne kadar öfkeli de olsan 9 film olmuş ve daha dokuzuncu film girmeden yapımcılar 10 ve 11 için de anlaştıklarını ve çalışmalara başladıklarını duyurmuşlar. Şunu kabul etmeliyiz ki seri olarak kesinlikle beğendiğim ve takdir ettiğim bir seri... İlk filmler son derece başarılı ve Need for Speed tayfası için bulunmaz bir nimetti.

hizli-ofkeli-9

İlk filmin çıktığı dönemlerde internet kafelerde millet Need for Speed ile hız sınırlarını zorluyorken, film piyasaya sürülünce herkes kendinden geçmişti. Oyun ekranlarında hayallerini süsleyen arabaların gerçekte varolduğunu ve sokak yarışlarının gerçekten yapıldığını gören oyuncular oyunu daha bir heyecanla oynamaya başlamıştı. Tabi ki film oyundan bağımsız bir şekilde ilerledi ancak o ilk film birçok oyuncunun hala hayallerinin filmidir. Ancak dediğim gibi her güzel şeyin ne yazık ki bir sonu olmalı.
 
Hızlı ve Öfkeli 9 filmine gelecek olursak, serinin her filminde olduğu gibi sürekli bir aksiyon var ve bu aksiyon film boyunca hiç sıkmıyor ancak bazı mantık hataları ile konunun sürekli olarak Toretto ve ailesi etrafında işlenmesi artık yeter dedirtiyor insana. Arabalar yine her zaman ki gibi harika ve ekipte bulunan Tej Parker'ı artık müthiş derecede abartılmış bir karakter olarak buluyorum. Benim anlam veremediğim bu adam ilk filmlerde sadece sokak yarışları düzenleyen ve araç modifiyesinden çok iyi anlayan bir adamdı. Sonra ne oldu da uzay fiziği konusunda bu kadar bilgi sahibi oldu ve arabayla uzaya çıkabilecek kadar hesaplama yapmayı öğrendi. Burada büyük bir abartı olduğu görüşündeyim. Bununla birlikte artık Dominic Toretto ve ailesi konusunun da son baymaya başladığını ve yeter artık dedirttiğinin sonuna kadar arkasındayım.

Aksiyon konusunda film arayışı içindeyseniz ve konuya artık çok takılmam ister uzaya gitsinler ister yerin dibine girsinler  aksiyon olsun bana yeter diyorsanız bu filmi kesinlikle izleyebilirsiniz.

9 Ağustos 2021 Pazartesi

Sınırsız Eğitim Kaynağı: Udemy

Aslında çok uzun süredir takipçisi olduğum ve içeriklerinden yararlandığım sitelerin başında gelir Udemy... İçerisinde birçok profesyonel eğitmenden farklı farklı konularda eğitimlerin bulunduğu bir uzaktan eğitim portalıdır kendisi. Belki eski olanlar hatırlar muhtemelen ilk olarak bir Oblogi adındaki Türkiye'nin ilk sosyal medya projesi ile tanımış olduğumuz Levent Cem Aydan'ın kurmuş olduğu bir e-okul.co projesi vardı. Eğer bu platformu biliyorsanız Udemy'de sıkıntı çekmezsiniz.


 

Ne yazık ki Oblogi gibi e-okul.co'da bir süre sonra yayın hayatına son vermişti. İçerisinde gayet başarılı eğitimler olmasına rağmen beklenen ilgiyi görememişti. Ancak Udemy, o dönemlerde e-okul.co'nun görmeyi beklediği ilginin kat be kat fazlasını günümüzde görmüş durumda. Milyonlarca dolar yatırım alarak ülkemizden çıkmış ilk milyar dolar değerlemeye ulaşmış projedir kendisi.

İçerisine girdiğinizde adeta derya deniz... Göz alabildiğine eğitimle dolu olan bu platformda sadece belli konularda değil her konuda eğitim bulabilirsiniz. Hukuktan programlamaya, yabancı dilden kişisel gelişime ücretli ya da ücretsiz binlerce eğitim var. Bu eğitimleri de sadece Türkiye'deki eğitmenler değil yurt dışından da birçok eğitmenin verdiğini unutmayın. Yani ingilizceyi bir ingilizin anlatımıyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca eğitimlerin fiyatlandırmaları da son derece uygun.

Eğitimlerin fiyatlandırmalarını her eğitmen kendisi belirlediği için aşırı pahalı eğitimlerle karşılaşmanız çok sık rastlanan bir durum değil. Tabi ki çok pahalı olan ancak değerini hak eden eğitimler de var ancak kendimden örnek vermem gerekirse ben iki adet YDS eğitimini toplamda 70 TL gibi çok uygun bir fiyata satın almıştım. Sizde kendinize göre olan eğitimleri bulup bu eğitimleri son derece uygun fiyatlara satın alabilirsiniz.